Tasarım sevdalısı bir pazar – Garden Sale

Tasarımseverler 17 – 18 Ağustos tarihlerinde ikinci kez KüçükÇiftlik Park’ta kurulacak olan tasarım ürünleri pazarı “Garden Sale”de buluşuyor!

Tekstil tasarımından takı tasarımına, “vintage” objelerden endüstriyel tasarım ürünlerine binlerce parça Garden Sale’de satışa sunuluyor. İlki geçtiğimiz Eylül ayında düzenlenen ve tasarım meraklılarının yoğun ilgi gösterdiği Garden Sale, bu yıl KüçükÇiftlik Park’ta ikinci kez düzenleniyor.

“Tasarım, fırsat, sosyalleşme, alışveriş ve eğlenceyi” bir arada sunan Garden Sale; güneşin tadını çıkarmak için kaçırılmaz bir fırsat! Tasarım meraklılarının tasarım ürünlerini uygun fiyata alabilecekleri bir ortam yaratmak amacıyla organize edilen Garden Sale, atölye çalışmaları ve akşam sinema gösterimiyle alışveriş keyfini ikiye katlıyor. Çimler üzerinde Cumartesi Sattas, Pazar gecesi Elif Çağlar & Bilal Karaman performansları eşliğinde eğlenceli bir alışveriş deneyimi sunan Garden Sale, keyifli bir haftasonunu da garanti ediyor!

“Uru Group ve showhow” ortaklığıyla gerçekleşecek olan Garden Sale, 17- 18 Ağustos Cumartesi – Pazar günü, 11.00’dan gece yarısına kadar tasarım meraklılarını ağırlayacak.

Daha fazla bilgi için http://www.showhow.com.tr/garden-sale/

Takım elbise dönemi yeniden mi başlıyor?

ABD serbest giyimden uzaklaşıyor. Kravat ve silindir şapkalar 50 yıl sonra yok mu olacak derken bir taraftan dev şirketler geleneksel giyime dönüyor. Öte yandan Türkiye’de okullardan kamuya giyimde serbestlik altında bir tünelde ilerliyoruz.

Sergio Marchionne, henüz kendisiyle tanışmayanlar için 2004 yılında göreve geldiği Fiat’ı iflastan kurtarıp 2006’da karlılığa geçiren, iki markanın ortaklığı sonrası devraldığı Chrysleri de iflastan kurtaran CEO diye tanıtabilirim.

Ben kendisini Steve Jobs’dan sonra diğer siyah süeterli olarak tanıdım- Steve Jobs dik yaka kazakların elçisiyse Marchionne’de yakasını iliklemeden giydiği gömlekleri ve siyah kazaklarıyla karşıma çıktı. İlginç söylemleriyle nevi şahsına münhasır bir yönetim tarzı benimsediği çok açıktı, başarıları hemen ardından geldi, Chyrsler’i de göreve gelişinden 2 yıl sonra, karlılık haberleri geldi. Kendisiyle ilgili çıkan hemen her haberde giyim tarzına değiniliyordu ve rivayete göre İtalyan Sergio Marchionne, Papa John Paul II ile görüştüğü günden bu yana bir daha takım elbiseli görülmemişti, ki bu 90’lara denk geliyor.

Takım elbise giymeyen CEO kavramı yeni birşey değil. Facebook ve Google CEO’ları basın karşısına sweetshirtle çıkarken 2004 yılında Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda da kravat takan işadamlarına, CEO’lara kesilen 5 Franklık ceza sonrasında UNICEF’e 10 bin Franklık katkı sağlanmıştı.Tony Blair halk önüne “düzgün” boyun bağıyla çıkmayan ilk İngiliz başbakanlarındandı, hemen ardından Başkan Obama, tüm zamanının neredeyse yarısı kravatsız gezerek yeni bir seviyeye taşıdı. Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Kılıçdaroğlu sıksık kravatsız görmeye alıştığımız isimler.

Ancak ilginç olan bunca yıllık serbest giyim taraftarı CEO, bu aybaşı itibariyle, Nisan 1 şakası gibi bir haberle hemen uygulamaya alınmak üzere bir yönetmelik yayınlayarak Chrysler’de tüm beyaz yakalı çalışanların gerçekten beyaz yakalı giyim kültürüne dönmelerini istedi. Erkek çalışan için takım ve kravat, kadın çalışan için ise yine etek ya da pantolonlu takım elbiseler zorunlu giyim olarak yönetmelikte yer alıyor.

Bugüne dek değil takım elbiseli, kravatlı dahi görülmemiş Marchionne kendisi ne yapacak acaba diye düşünebilirisiniz, benim de makaleyi okurken ilk aklıma gelen bu oldu. 60 yaşındaki patron çalışanlarına kendisinin de aynı kurallara uygun giyineceğini bildirmiş. ‘‘Fiat ve Chrysler de her günü Free Friday-Serbest Cuma tadında geçirdikten sonra iş yerinde yetişkin profesyoneller gibi giyinmenin zamanının geldiğine karar verdim’’ diyor. Firmada Cuma ve Cumartesi günleri yarı serbest olacak, daha net bir ifadeyle kadın ve erkek çalışanlar takım yerine uyumlu ceketlerden oluşan ‘Business Casual’ tanımında kıyafetler giyebilecekler, kravat takmaksa mecburi. Sadece Pazar günleri kravatlar çıkabilecek zira Marchionne’nin ekipleri genellikle haftasonları da çalışıyorlar. Yayınlanan yönetmelik sadece Chrysler’i değil Fiat’ı da ilgilendiriyor, orda da çalışanlar aynı kurallara uyacaklar.

BU ANİ DEĞİŞİKLİK NEDEN?
Motivasyon, performans, konfor gibi kavramların her geçen gün daha çok önem kazandığı iş dünyasında kravat hakkında görüşler ikiye bölünüyor. Bir kısım ‘kravat resmi ve güveni ifade ediyor derken kimisi de ‘kravat motivasyonu düşürüyor ve sıcak yaz günlerinde iş gücünü olumsuz etkiliyor ‘ diyor.

Chrysler’da yönetmelik değişikliğinin daha geleneksel ve resmi bir tavrı da geliştirmek üzere getirildiğini söylense de, bu kararın yeni Chrysler 300 modeliyle doğrudan ilişkili olduğunu iddia edenler de var. Bu kararın yeni Chyrsler 300 modeli için iç tasarımına adını verecek John Varvatos ile yapılan anlaşmanın ön koşulu olduğu iddia ediliyor. John Varvatos çok beğendiğim erkek markası olmanın yanında Bowery üzerindeki mağazası her New York ziyaretimde atlamadan uğradığım, aksesuarlarına bayıldığım, Perşembe akşamları yaptıkları Rock performanslarıyla cazip ziyaret noktalarından. Böyle bir anlaşmada kadın erkek tüm çalışanlara takım elbise ön koşulu koymasını ben pek tutarlı bulmadım.

Genel Merkez’de ne oluyor derseniz, kafalar karışık. Automobile Magazine’de yayınlanan haberde çalışan görüşleri yer alıyor. Tasarım işindeki mühendisler ne giyeceklerini bilmez haldeler, mühendislik, tasarım ve araba üretiminde kravat ve takım elbisenin ne alakası var diye sorguluyorlar. Siyah takımlarımla ne renk kravat takacağımı bilmiyorum serzenişlerinin yanında saat 5’ten sonra kravatları gevşetirsek acaba Marchionne’nin çatık kaşlarıyla karşılaşır mıyız diye merak edenlere yer verilmiş. Michigan’daki genel merkeze yakın bir mağazadaysa yönetmeliğin yayınından hemen sonra siyah kravat stokları erimiş. Kadın çalışanlar da kravat detaylarına değinerek biz de takmalı mıyız yorumlarıyla Woody Allen’ın Annie Hall filmine göndermeler yapılmış.

Aykırı çıkışlarına alışılan Marchionne’den beklediğim bir açıklama değil bu. Açıklamayı duyduğum 1 Nisan’dan bu yana Beyaz Saray bile şaka yapmışken acaba bu da şaka mıdır diye düşünmüyor değilim ama bugüne dek aksi bir açıklama gündeme gelmedi. Geleneksel pek çok uygulamaya karşı çıkan nevi şahsına münhasır yönetim ve iletişim stiliyle nam salan CEO niye kravat takmadığı sorulduğunda böyel rahatım diyordu, Chrysler’de ilk icraati ofisini gökdelenin çatı katından mühendislik katı olan 4. kata indirip, sekreterleri ile iletişim kuran yöneticilerini de direkt iletişime yönlendirmekken bu hareketiyle neden mesafeli ve geleneksel bir yöntemi seçti, merak ediyorum. Bir yandan bunu bir yandan da takım elbiseli fotoğraflarını…

Bu konu doğrudur ya da yanlıştır görüş belirtmeden önce, Chrysler dinamiklerine daha yakından bakmayı tercih ederim. Artık sadece müzelerde görebildiğimiz uzun silindir şapkalar gibi kravatlar da 50 yıl sonra tarih olacak mı diye düşünürken, iş dünyasında kravat takılmasının finans, hukuk, kamu gibi geleneksel alanlarda hizmet kalitesine bir katkı sağladığına inanıyorum. Sadece kravat detayında değil herhangi bir kıyafet kodu belirlenirken sektörel ayrımlar kadar firmanın faaliyette bulunduğu bölge, iklim, çalışma koşulları, çalışanın müşteri ve tüketiciyle iletişim sıklığı, bu süreçlerde sergilemesi beklenen duruş ayrımları da belirlenmeli. Ben yazımı yazarken bizden gelen haber güzel: Az önce meclis iç tüzük 56. Madde düzeltilerek kadın milletvekiline pantolonlu takım serbestliği de getirildi.Gereksiz bir tartışma konusu ortadan kalktı.

Önce Yahoo CEO’su evden çalışanları ofise çağırdı sonra da bu haberle Chrysler’de geleneksel giyime dönüş: Amerika’da birşeyler oluyor. Ne dersiniz? Düşünmeye değer.

SUNA KABADAYI KİMDİR?
1997’de Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Politika bölümünden mezun olan Suna Kabadayı; 2004’de Conselle Institute of Image Management, İmaj Yönetimi eğitim programı ve 2005’de Science and Art of Color’da Kişisel Renk Analizi programına katıldı ve aynı yıl kendi firması Sekizincirenk’i kurarak imaj danışmanlığı yapmaya başladı. 2012 yılında New York Üniversitesi Yönetici Koçluğu programına katılan Kabadayı, çalışmalarını imaj danışmanlığı ve imaj koçluğu olarak tekrar yapılandırdı.

2006’da Uluslararası İmaj Danışmanları Derneği (AICI, Association of Image Consultants International) sertifikalı üyesi olan Kabadayı, 2011’den bu yana derneğin Türkiye Global Elçilik görevini de sürdürmektedir.

Suna KABADAYI
ntvmsnbc

5 adımda sihirli değnek etkisi

Size kendi kendinizin sihirbazı olmanızda yardımcı olacak reçete… Yazın yaklaşmasıyla yine mevsimsel bir rutin yaşanıyor. Her yerde zayıflamayla ilgili kampanyalar, diyet listeleri… Sihirli incelme formülleri popülerliğini koruyor, etkisi soru işareti olsa da… İncelik çekiciliğe ve tüm beğeni kabullerine eş tutuluyor. Bir yandan da inceliğin ayarı kaçıyor.

Güzel resimler bombardımanındayız, her görsel mecrada güzellikler empoze ediliyor ama bunların ne kadarı gercek. Photoshoplu resimlerle kendimizi karsılastırıyoruz çoğu zaman. Gerçek olmayana imreniyoruz. Olmadığımız bir şey olmaya çalışıyoruz. Aynaya bakıp gördüklerimizi beğenmiyoruz. Dış görünüşümüzle ilgili saplantılı denebilecek düzeyde kaygılar geliştirmemize şaşırmıyorum bu koşullar altında. Özellikle gençlerde daha net gözlemlenebilir bu durum… Sosyal medyada kullandıkları profil resimlerini photoshoplayan gençlerle ilgili bir araştırma okudum. Oysa biz gerçek insanlarız, gerçek hikayelerimiz var.

Pek cok seansımda karşılaştığım bir tesbiti paylaşacağım, bakalım siz de aynısını mı yapıyorsunuz? Kadın erkek birlikte çalıştığım danışanların büyük kısmı vücudunda beğenmedigi bölgeleri tek tek tanımlamış, fakat neyi beğendiğinin altını doldurmamış. Oysa beğenileri tanımlayıp, bakınca bunları farkedebildiğinizde beynin ödül sistemi devreye giriyor, sizi ve duygularınızı yüceltiyor. Kendinle barışmanın yolu da burdan geciyor.

Görünmeyeni görünur kılmak benim işim, eğer bir sihrim varsa, böyle tanımlamak en doğru ifade. Görünmeyeni önce o kişiye göstermek. Sonra başkalarının da görmesini sağlamak. Sadece aynada gördükleri değil, kişiyi kendiyle tanıştırmak, hayatın her alanında bu farkındalığı yaşatmak.

Geleneksel beğeni ölçütlerine uymayan, ama ışıl ışıl parıldayan insan mıknatısı kişiler tanıyoruz, ordaki cazibe ne photoshoplu görsellerdeki gibi metalik bir ışıltıyla parlayan ten ne de podyum ölçülerinde bir vücut. Peki öyleyse ne, neyi beğeniyoruz, neyi çekici buluyoruz?

Kendini farketmek, vücudunu tanımak… Yaşam tarzını, neleri sevdiğini, nelerin sana yakıştıgını tanımlamak… Kendi hikayeni ifade edebilmek… Hayattan ve koşullarından kopmadan, kendi olmaktan korkmayan kişi kadar çekici bir baska tanım bilmiyorum ben.

Kişinin kendini ve güçlü yönlerini tanımlaması özgüven tazelemede önemli adımlar. Gelişim alanlarının da farkında olmalı ama sadece buraya odaklanılırsa özgüven zarar görür. Hepimizin takdire, kabule de susuz olduğu bir gerçek.

İncelmeye geri dönersek işin uzmanları ortak bir noktada buluşuyor, o da şu kendini ve vücudunu yeniden şekillendirmede aslında bir kaç noktayı birarada gözönüne almak lazım. İşin başı elbette doğru beslenme, öte yandan esneklik ve güçlenme sağlayan egzersizler ve kardio programlarıyla desteklenen hareketli bir yaşam. Yok sandığınız kadar hızlı ve meşakatsiz sihirli bir formül yok ne yazık ki.

Yine de sihirli formül derseniz sağlıklı beslenmeye devam ederken ince görünme taktikleri size kendi kendinizin sihirbazı olmanızda yardımcı olabilir, buyrun reçete:

1-Kıyafetler özellikle mide ve karın etrafında, basende en sıkı oturdukları için bizler de o bölgenin inceliğine odaklanıyoruz. Bu bölgelerde vücuda yapışmayacak, hafif dökümlü kumaşlar tercih etmek her zaman avantajlıdır. Süs, işleme veya dikkat çekici aksesuarlı tasarımlardan, parlak kumaşları da gerçekten dikkat çekmek istediğimiz noktalarda kullanmak işe yarar bir taktik.

2-Moda diye çok kalın kemerlerle beliniz sımsıkı sarıp, vücüdunuzu ikiye bölmeyin. Onun yerine, giysilerinizde dikey çizgiler tercih ederseniz, daha uzun ve ince görünebilirsiniz. Kemerleri kullanmanın da bir yolu var elbet, kemerli kıyafetiniz üstüne giyeceğiniz bir ceket, ya da önü açık bir gömlekle tamamlandığınızda ince bir bel etkisi elde edebilirsiniz.

3-Boynunuzu V yaka formlarla daha ince ve uzun gösterebilir, uzun kolyelerin yanı sıra saçınızı yüz şeklinize uygun kesim ve boylarda tercih ederseniz, tepesinde haifi bir hacimle yüzünüzü de inceltebilirsiniz.

4-Tek renk giyimin ince görünmeye katkısını biliyorsunuz ama tek renk çok tekdüze geliyorsa, Sıkıcı olmak zorunda değilsiniz. Farklı dokuları kullanarak heyecan katın kıyafetinize. Farklı dokularda renkler farklı tonlar sergiler. Akseasuarları doğru noktalarda kullanarak güncel bir tarz yakalayabilirsiniz.

5-En önemlisi, geçen gün bir beslenme uzmanı yazmıştı, kendinize bir beden küçük kıyafet alın, ona sığmaya çalışın diye…. Dar gelen kıyafetler giydiginizde rahatsız hissedersiniz ve beyninize tekrarlayan mesaj da yeterince zayıf olmadıgınız olur! Kendinize uygun kıyafetler alın. Mutluluğunuzu da rahatlığı da ertelemeyin.

Doğru yerde doğru detay en önemlisi vücuda uygun kalıp- İşte bu fark yaratır. Vücudun farklı yerlerinde farklı güzellikler saklıdır. Uygun tercihler hem sizi tek düzelikten kurtarır hem ahenkli bir göruntu saglar.

Şimdi siz de ayna karşısına geçin, kendiniz de en beğendiğiniz noktaları görmeye odaklanın… Altını çizeceğiniz, öne çıkaracağınız yerleri belirledikten sonra alacağınız iltifatların tadını çıkarın. Farkettim ki iltifatları en güzel çocuklar kabul ediyor, yetişkinler gibi bahaneler üretmiyor. Ayakkabısını beğenirsiniz, gömleğini de gösterir, çorabını da, daha çok iltifat ister. Nazim Hikmet’in dizelerindeki gibi:

Biz küçükken çok büyüktük.
Mesela kollarımızı bir açardık,
Dünyayı kucaklardık
Güzeldik biz küçükken.

Bahar geldi, çocuk olun, güzel olun, mutlu olun…

SUNA KABADAYI KİMDİR?
1997’de Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Politika bölümünden mezun olan Suna Kabadayı; 2004’de Conselle Institute of Image Management, İmaj Yönetimi eğitim programı ve 2005’de Science and Art of Color’da Kişisel Renk Analizi programına katıldı ve aynı yıl kendi firması Sekizincirenk’i kurarak imaj danışmanlığı yapmaya başladı. 2012 yılında New York Üniversitesi Yönetici Koçluğu programına katılan Kabadayı, çalışmalarını imaj danışmanlığı ve imaj koçluğu olarak tekrar yapılandırdı.

2006’da Uluslararası İmaj Danışmanları Derneği (AICI, Association of Image Consultants International) sertifikalı üyesi olan Kabadayı, 2011’den bu yana derneğin Türkiye Global Elçilik görevini de sürdürmektedir.

İstanbul alışveriş partisine hazır!

Vogue Fashion’s Night Out, bu akşam moda severlerle buluşacak. Modanın en büyük alışveriş partisi ünlü tasarımcıların da katılımıyla sezonun en renkli organizasyonu olacak.

Vogue Türkiye tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen Vogue Fashion’s Night Out bu akşam İstanbul Nişantaşı, İstinyePark ve Bağdat Caddesi’nde düzenlenecek birbirinden renkli organizasyonlarla moda severlerle buluşacak.

Markalar, mağazalarında düzenleyecekleri davetler, ve eğlenceli aktivitelerle ve verecekleri promosyonlarla İstanbullulara farklı bir gece daha yaşatacak.

VFNO’a katılan markaların mağazalarında, bu özel gece için Arzu Kaprol tarafından tasarlanan alışveriş çantası ve tişörtler satılacak, bu satışlardan elde edilecek gelir, Tohum ve Otizm Vakfı’na bağışlanacak.

Galata Moda 2012 – 14-17 Haziran Maçka Sanatçılar Parkı

Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen rengarenk Bebek Şenliği’nin ardından, 14-17 Haziran 2012 tarihleri arasında Maçka Sanatçılar Parkı’nda düzenlenecek Galata Moda 2012 heyecanla bekleniyor!.

Tasarımcıların ve takipçilerinin Maçka Parkı yorumlamaları “ıhlamur kokuları” altında güzel bir atmosfer yaratıldığı yönelik. Bugün başlayan ve dört gün boyunca sürecek olan Galata Moda, tasarımcılarla tanışabileceğiniz, alışveriş yaparken keyifli zaman geçirebileceğiniz, keyifli ve renkli bir festival olacak gibi gözüküyor.

Bu yıl İstanbul Shopping Fest kapsamında gerçekleşecek etkinlikte kurulacak pop-up mağazalarda 37 tasarımcının Galata Moda’ya özel hazırladıkları koleksiyonlar satışa çıkacak.

Erkekler kırmızılı kadını ‘tek’ geçiyor

Bilim adamları, kırmızı giyen kadınların erkeklere cinsel olarak daha çekici geldiğini kanıtladı.

New York’taki Rochester Üniversitesi araştırmasında, 96 erkek, farklı renklerde kıyafet giyen kadınların fotoğraflarına baktı. Sonuçta, hiçbir rengin, erkekleri kırmızıdan daha çok cezbetmediği ortaya çıktı. Bilim insanlarına göre bunun nedeni, erkeklerin, kırmızı giyinen kadınların kendilerini daha az olasılıkla reddedeceğine inanması.

Teknoloji şirketlerinde ‘ayakta toplantı’ trendi

Yazılım dünyasının rekabet ortamında hayatta kalmaya çalışan teknoloji şirketleri, verimliliklerini artırmak için çeşitli yöntemlere başvuruyor. En çok başvurulan ve artık bir kültür halini alan yöntem ise “ayakta yapılan toplantılar”.

ABD’nin Michigan eyaletindeki Atomic Object adlı yazılım şirketi, ayakta yapılan toplantıları kült haline getirmiş şirketlerden biri.

Her sabah işbaşı yapmadan önce yapılan ve katılımın zorunlu olduğu bu toplantıların amacı, gereksiz sohbetleri önlemek, dikkat kesilmeyen çalışanları motive etmek ve cep telefonunda oyun oynamayı tercih edenlerin önüne geçmek.

Wall Street Journal’a konuşan Atomic Object’in Başkan Yardımcısı Michael Marsiglia, beş dakikayı geçmeyen toplantılar hakkında, “Oturarak yapılan toplantıların aksine, çalışanlar hemen dikkat kesiliyor ve ardından işlerinin başına geçiyor” dedi.

Ayakta yapılan toplantılar tarihte ilk kez rastlanan bir disiplin yöntemi değil. Missouri Üniversitesi akademisyeni Allen Bluedorn’a göre, bazı askeri liderler bu yöntemi Birinci Dünya Savaşı’nda kullandı. Bluedorn, ayakta durarak yapılan toplantıların 10 yılı aşkın bir süre önce çok sayıda şirkette benimsenmeye başlandığını belirtti. 1998’de yaptığı bir araştırmaya göre, ayakta yapılan toplantılar oturarak yapılan toplantıların üçte biri daha kısa sürüyor ancak karar alma kalitesinde bir değişme olmuyor.

‘AGILE’ YAKLAŞIMI
Ayakta durarak toplantı yapmak, 2001 yılında 17 yazılım üreticisi tarafından yayımlanan bir manifestoda ortaya atılan Agile (Çevik) yaklaşımının bir uzantısı olarak belirdi. Projeleri küçük parçalara sıkıştırmayı öne çıkaran Çevik yaklaşımının doğurduğu yeni nesil trend, çalışanların üç soruyu ele almalarına odaklanıyor. Bunlar: “Dün yapılan toplantıdan bu yana ne yaptım”, “Bugün ne yapıyorum” ve “İşimin tamamlanmasına engel olabilecek problemler nedir.”

Colorado’daki Mountain Goat Software yazılım şirketinin Başkanı Mike Cohn, “toplantılara geç kalanlara çeşitli cezalar verdiklerini, bunlar arasında bir şarkı söylemek, ofis etrafında bir tur atmak veya düşük bir para cezası vermenin” bulunduğunu söyledi. Söz alan biri konuşmasını çok uzun tutarsa, diğer bir çalışan uyarı anlamındaki plastik kediyi havaya kaldırıyor.

HIZLA YAYILIYOR
Agile-gelişim yazılımlarını benimseyen şirketler arttıkça, ayakta durarak yapılan toplantıları benimseyen şirketlerin sayısı da artıyor. VersionOne şirketinin dünyanın dört bir yanındaki 6 bin 42 teknoloji çalışanı arasında yaptığı ankete göre, çalışanların yüzde 78’i her gün yeni nesil toplantılara katılıyor.

Teknoloji şirketleri yeni kültürü kendi iş ortamlarına uyarlamakta geri kalmıyor. Örneğin, eski bir Microsoft çalışanı olan Mitch Lacey, eski meslektaşlarının ayakta yapılan toplantılar için “soğuk merdiven boşluğunu tercih ettiklerini” söyledi.

Bazı şirketler de toplantılarını sabah değil, öğlen yemeğinden önce gerçekleştiriyor. Facebook’ta mühendislik müdürü olan Mark Tonkelowitz, “yemek vaktine olan zamanın az olmasından dolayı motivasyonun daha yüksek olduğunu” savunuyor.

GECİKME MALİYETİ
Toplantılarda, söz hakkını devretmek için elindeki oyuncağı bir başkasına fırlatmak veya 4 kiloluk sağlık topunu elden ele dolaştırmak da kullanılan yöntemler arasında. Adobe Systems için çalışan program müdürü Ian Witucki için bu toplantıların önemi o kadar büyük ki, toplantılara gecikenlerin neden olduğu maliyetleri hesaplıyor.

Witucki, 18 ay boyunca gecikmelerin kümülatif maliyetlerini hesapladı. Gecikme maliyetinin iki çalışanın altı haftalık iş vaktine denk geldiği belirlenince, şirket, gecikenlere 1 dolar para cezası vermeyi karar verdi.

Ayakta durarak yapılan toplantılarda kullanılan bir diğer yöntem tabii ki müzik. Avustralya’nın Sydney kentindeki ThoughtWorks şirketi, toplantılarında Bob Marley’in “Get Up, Stand Up” parçasını tercih ederken, ABD’li mobilya şirketi Steelcase, toplantılarını Johnny Cash’in “Ring of Fire” parçası ile açıyor. Genel Müdür Kevin Kuske, toplantıları kısa tutmak içinse Elvis’in “A Little Less Conversation” parçasına başvuruyor.