Ayaklarınızı sıcak suda bekleterek öksürükten kurtulun

Soğuk kış aylarında muzdarip olduğumuz öksürükten, ayaklarımızı sıcak suda bekleterek nasıl kurtulabiliriz?

Kış aylarında en çok sıkıntı çektiğimiz rahatsızlıklardan biri de kesilmeyen öksürüktür. Hava sıcaklıklarının ani değişimi karşısında bu aylarda sık olarak yakalandığımız soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıklardan kurtulsak bile öksürüğün kesilmesi biraz daha uzun sürebiliyor. Peki öksürüğü kesmek için ne yapabiliriz?

Öksürükten kurtulmanın çok farklı bir yöntemi bi blog sitesinde anlatılmış. Bayanlarbilir adlı blog sitesinde anlatılan yöntem çok basit ve uygulaması kolay. Bunun için yakmayacak derecede fakat sıcak olan suyun içerisinde ayaklarımızı 20-40 dakika arasında tutmak gerekiyor. Ve bu suyun soğumaması için sürekli sıcak ile takviye yapılması gerekiyor.

Sıcak suda ayaklarımızı bekletirken terlememiz gerekiyor. Bu terlemenin oluşması için de ayaklarımızı sıcak suda belli bir süre bekletmemiz gerekiyor. Belli bir süre sonra terlemeye başlıyoruz. Bundan sonra ise yapacaklarımız ve yapmamamız gerenler şunlar; İlk önce terli elbiselerimizi çıkarıp havlu ile kurulanıyor ama kesinlikle banyo yapmıyoruz. Ve 6 – 8 saat süre ile dışarı çıkılmaması, soğuk içecek içilmemesi gerekiyor. Sıcak olan içecek içilebilir.

Bu uygulama 3 akşam ardı ardına yapıldığında balgam atma yoluyla öksürükten tamamen kurtulmak mümkün. Bazen bir kere uygulanma ile bile öksürükten kurtulabilirsiniz. Bu yöntem ile sadece soğuk algınlığı ve gripten kalan öksürükten kurtulabilirsiniz. Bunun dışındaki belli öksürükler için doktora danışmak gerekir. Buradaki bilgiler yan etkisi olmayan alternatif bir tedavi yöntemidir. Herhangi bir hastalığın ilacı değildir.

 

Reklamlar

“Dertlerimiz bazen bize yem oluyor”

Bir gün bir ziyarette, “Vav” harfi gördüm. Ne olduğunu bilmiyordum. Çizdim vav.JPGustama, “Bu ne?” dedim. “Vav harfi” dedi. “Ne demek?” dedim. “Ya vedut” dedi. ‘Vedut” seven ve sevilen Allah’ın esmalarından bir tanesi. Sonra düşünmeye başladım. Vav harfinin kancaya benzediğini fark ettim. Sonra dedim ki, “Allah çok iyi bir balıkçı! Bu vav da, onun oltası ve bizi böyle avlıyor. Biz de denizdeki balıklar gibiyiz. Hiçbir balık, boş oltaya gelip, yutmaz. Ona bir yem lazım. İşte o yemler, kişiye göre değişebiliyor. Dertlerimiz bazen bize yem oluyor. Bu yollara gelenler genelde dert sahibi kişiler. “Allah derdini artırsın da!” derler tasavvufta. Ama o dert Allah derdi. Senin birtakım sıkıntıların olacak ki, bir arayışta ol. Yoksa bir elin yağda, bir elin balda olunca, arayış olmuyor maalesef. İşte o dertler veya bazı rüşvetler, yani yaşadığın bazı manevi güzellikler yem olabilir. Kimi de bu yola, “Orada güzel yemek pişiyor!” diye geliyor, Allah’ın o kadar çok yemi var ki, kimi de ‘Güzel kızlar var burada!” diye geliyor.
  • Ayşe Arman’ın 28 Kasım 2015 tarihli Musa Dede röportajından alıntıdır. 

İlk trafik lambası nerede kullanılmaya başlandı? Kim tarafından icad edildi?

Trafik lambası trafiğin kontrollü bir biçimde yönlendirilmesi amacıyla gerekli noktalara konular uyarı araçlarıdır. İlk trafik ışığı 1868’de Londra’da kullanılırken, Türkiye’de ilk kez 1929’da İstanbul’da konulmuştur.

İlk trafik ışığı 1868’de Londra’ya konmuştur. İlk trafik lambaları yedi metre yüksekliğindeki demir kolonlar üzerinde Londra’nın Parlamento Alanı’nda, Bridge Caddesi ile New Palace Yard Caddesi’nin birleştiği köşeye kondu ve 10 Aralık 1868 günü hizmete girdi. Yapım çalışmalarına Londra Emniyet Müdürü Richard Mayne’- nin bizzat nezaret ettiği bu ilk trafik lambası, parlamenterlerin parlamento binasına daha güvenli ulaşabilmelerini kolaylaştırmak için düşünülmüştü. Saxby and Farmer şirketi tarafından yapılan bu ilk trafik lambasında, kırmızı ve yeşil renkli iki fener dönmeli olarak yanıyordu. Kırmızı “dur”, yeşil ise “dikkat” anlamına geliyordu.

Elektrikli trafik Iambalarının ilki, 5 Ağustos 1914 günü, ABD’de Ohio Cleveland kentinde hizmete girdi. American Traffic Signal Co. adlı şirket tarafından üretilen 5 metre yüksekliğindeki lamba, Euclid Bulvarı ile 105. Cadde’nin birleştiği köşeye dikildi. Kırmızı ve yeşil ışıkların dışında bir de uyarıcı ses vardı. Kırmızı ışık “dur”, yeşil ışık “geç” anlamındaydı. Bu ışıkların değişim sürelerine çok az bir süre kala, sesle uyarı yapılıyordu. Fransızlar da 1923 yılında, Paris’te, Grands Boulevards ile Strasbourgh Bulvarı’nın birleştiği köşeye diktikleri trafik lambasında ses ve ışık düzeninden yararlandılar.

Demiryolları ilk faaliyeti geçtiği 1830’lu yıllarda uyarı ışığının rengi yeşil, geç ışığı ise beyazdı. Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli “geç” sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılıyordu. Ama daha kötüsü “dur” işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, “geç” sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demir yolunda seyahat edenler kırmızıyı “dur”, yeşili “geç”, sarı rengi de “uyarı” sinyali olarak kullanmaya başladılar.

Günümüzdekilere benzeyen ilk elektrik otomatik trafik lambalısını, ilkokul mezunu ve ABD’deki Cleveland’da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914’de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923’de de patentini aldı. Morgan 1963’de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firması sattı.

Morgan’ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir “T” üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden “uyarı” anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünya ya süratle yayıldı. Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala “uyarı” anlamındadır.

Türkiye’de ise ilk trafik ışığı 1929’da İstanbul’a konmuştur. Ülkemizde 2918 sayılı trafik yasası 47-1-b maddesi gereği kırmızı ışıkta araçların geçmeleri yasaktır.

Trafik ışıkları olmayan yerlerde ilk geçiş hakkı yayalarındır. Trafik yasası 74’üncü madde gereği bu kurala uymayanlar ülkemizde cezalandırılır.

İnsanoğlu 50 yıl öncesine göre daha az zeki!.. IQ’daki düşüşün 7 sebebi…

İnsanoğlunun IQ’su, son 50 yılda 1 puan azaldı. Gerileme sürüyor ve nedenler de saptanmış durumda: Kötü beslenme, kötü alışkanlıklar ve dijitalleşme…

Kanada’daki Montreal Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, son 50 yılda dünya genelinde toplu zeka seviyesinin 1 IQ puanı düştüğü belirlendi.

İnsanın zeka seviyesinin düşmesine neden olan 7 nedeni belirleyen araştırmacılar, beslenme alışkanlıkları ve teknolojinin beyni yıprattığı uyarısında
bulundu.

IQ SEVİYESİNİ DÜŞÜREN 7 NEDEN

1- Doymuş yağlı (margarin) besinler tüketmek: Beynin dopamin hormonu salgılamasını engelliyor, hafızaya zarar veriyor ve beynin reaksiyon verme
süresini uzatıyor.

2- Aynı anda birden fazla işle uğraşmak: Beynin yakıt olarak ihtiyaç duyduğu bir şeker çeşidi olan ‘glikoz’ daha hızlı harcanıyor, bu da beynin yorgun düşmesine neden oluyor.

3- Googellamak: Beyni tembelliğe alıştırıyor ve hafıza gelişimini engelliyor.

4- Fazla fruktoz alımı: Meyve, bal ve sebzelerde bulunan doğal şeker fazla alındığında beyin aktivitelerini yavaşlatıyor.

5- Reality şov izlemek: Beyni tembelleştiriyor.

6- Uykusuz kalmak / Jetlag: Öğrenme yeteneğini azaltıyor.

7- Uzun süre sakız çiğnemek: Dikkatin dağılmasına neden oluyor.

31 Temmuz’da Mavi Ay Olayı Yaşanacak

maviay   Nadir görülen bu doğa olayı, bir yüzyıl içinde sadece 5 defa meydana geliyor

En son 2012 yılının Ağustos ayında görülen Mavi Ay, 31 Temmuz Cuma günü tekrardan gözükecek.

Gökbilimcilerin tahminlerine göre bir dahaki Mavi Ay’ın 2018 ve 2020 yıllarında yaşanması bekleniyor.

Mavi Ay nedir?

Dünya’da meydana gelen volkanik patlamalar ve orman yangınlarının sebep olduğu toz bulutlarının hareketi nedeniyle mavi ve tonlarında gözüken Dolunay, gökbilimciler tarafından Mavi Ay olarak tanımlanmıştır. Aslında Ay’ın rengi değişmemekte, ancak toz bulutları sebebiyle Ay mavi renkte görülmektedir.

Mavi Ay terim olarak 1946 yılında “Sky& Telescope” dergisi tarafından kullanılmıştır, ancak tanım tam olarak Mavi Ay’ı karşılamamıştır.

Mavi Ay, ilk kez 1883 yılında belirgin bir şekilde görüldü ve kayıtlara geçti. Öte yandan mavi rengine en yakın Mavi Dolunay, 1991 yılında görüntülendi.

4 büyük liderin ilham veren başarısızlıkları 


Leonardo da Vinci’nin sözüyle başlayalım: “Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir.”  

Başarısızlığın yıkıcı olduğunu kolayca kabul ederken, başarısızlık durumunu fırsata çevirme şansımız olduğunu unutuyoruz. Başarı ve başarısızlığın birbirini tamamlayan iki olgu olduğunu benimsemek mantıksız kabul edilebilir belki. Fakat her başarısızlık deneyimi, motive edici ve aydınlatıcı da olacaktır.

Bugün, yaşadıkları başarısızlıklara rağmen vazgeçmeyen girişimcileri konuşuyoruz hâlâ. Dünyanın gelişimine yön veren 4 büyük liderin başarısızlık hikâyelerinden de çıkarabileceğimiz çok önemli dersler var.

İşte o hikâyelerden bazıları:

Bill Gates:
Dünyanın en zengin iş adamları listesinde ilk 3 içerisinde yer edinen Bill Gates’i bugünlere getiren, teknolojinin gelişime en açık olduğu zamanlarda fikrini hayata geçirmesi oldu. Ve fikrinin mükemmel olması için çok çalışması…

İlk girişimini Traf-O-Data adındaki şirketi ile yapan Gates, bu şirketiyle teknoloji dünyasına “Big Data” kavramını kazandırdı diyebiliriz. Fakat şirket başarısız oldu, ürünleri iyi çalışmadı. Şirketi satmaya bile karar verdi.

Her şey ters giderken, hedefinden vazgeçmedi. Ve bugün bulunduğu konum tartışılmayacak kadar iyi.

Ders:
Traf-O-Data şirketinin başarılı olması için hiç umut yoktu. Fakat bu durum, Gates’in potansiyeli üzerinde olumsuz yansıması olmadı. Fikriniz harika görünse bile, umduğunuz başarıyı yakalayamayabilir. Önünüzde birçok fırsatın çıkacağını, fırsatlar yaratabileceğinizi unutmayın.

Stephen King:
Modern çağın en tanınan roman yazarlarından biri olan Stephen King, korku ve gerilim temalarında üstad kabul edilir. King’in ilk romanı Carrie, her şeyiyle başarısız oldu. Yayınlanma kararı alınmadan önce, tam 30 kez reddedildi. Yayınlandıktan sonra ise, yüzlerce kitap arasından sıyrılıp, en çok okunan yazar haline geldi. Ve Carrie (Göz) bugün iki kere filme uyarlanmış ve Stephen King’in en başarılı yapıtları arasında sayılan, 350 milyon kopyası olan bir roman olmuştur.

Ders:
Reddedilmenin hayatımızın bir parçası olduğu kaçınılmaz. Basit düzenlemeler başarısızlığı bir anda büyük bir başarıya çevirebilir. Fikrinizi gözden geçirip, farklı bir kitleyi hedefleyerek amacınıza ulaşabilirsiniz. Ya da marka kimliğini yeniden tanımlayarak başarısızlığı ortadan kaldırabilirsin.

Steve Jobs:
Teknolojik yenilik ve kurumsal vizyonda bir dahi: Steve Jobs. Apple’ı bugünkü konumuna taşımış olan Jobs’un geçmişi başarısızlıklarla, aksiliklerle ve yenilgilerle doludur. 1976’da Apple’da çalışmaya başladıktan sonra, şirket hızlıca yükselmeye başladı. Fakat 1985’teki ürün lansmanında başarısız olan Jobs, kendi şirketinden atıldı. Aslında çoğu insan tam da bu noktada pes eder, her şeyden vazgeçerdi.  Jobs ise, Next adındaki yeni şirketini kurdu. Next de başarısız kabul edildi fakat 1997 yılında Apple’ın dikkatini çekti. Apple şirketi satın aldı ve Jobs, liderliği ile teknolojiyi yeniden tasarladı.

Ders:
Azim her şeydir. Jobs, büyük işler yapmaya kendini adamıştı. Geçmişteki başarısızlıkların hiçbirine takılmadan hayalini gerçekleştirdi. Ve ardında kıymetli bir miras bıraktı.

Walt Disney:
İşe yarar fikirleri olmadığı gerekçesiyle gazeteden kovulan Walt Disney, film ve eğlence endüstrisindeki devrimleriyle tanıyoruz. “Dünyanın en mutlu yeri”ni yaratmak için 302 kez reddedilmişti. Disney’in ilk animasyon stüdyosu dağılmış, maddi zorluklarla uğraşıyordu. Snow White, Pinokyo ve Fantasia gibi Disney klasikleri finansal başarısızlıklar getirdi.

Birkaç defa iflas eden Walt Disney, bugün paha biçilemez bir eğlence devinin yaratıcısı olarak aklımızda.

Ders:
Bir fikrin gücü başarısı veya başarısızlığıyla ölçülemez. Disney’in ilk zamanlarındaki birçok filmi ticari amaçla yapılmış olsa bile şaheserdi fakat maddi olarak tatmin etmemişti. Daha sonra dağılan animasyon stüdyosu, yüksek kaliteli işler üretmişti.

Yaşayabileceğiniz başarısızlıklara rağmen ilk önce kendinize iyi bir şirket olduğunuzu hatırlatın. Başarısızlık asla yolun sonu değildir, yeni bir yolculuk için küçük bir adımdır.

Peki başarısız olduğunuz konulardaki tutumunuz sizi nereye taşıdı? Bir yıkım mıydı, yoksa yeni bir fırsat mı?

Facebook’ta arkadaş kalıp, haber akışından kaldırmak …

Facebook’ta pek çok arkadaşımız ve beğendiğimiz pek çok sayfa var. Bu kalabalığı ortadan kaldırmaksa oldukça kolay.

Eskiden Facebook arkadaşları zaman zaman bir temizliğe girilerek silinirdi. Bu silme işlemi ileride aynı ortamı paylaşınca gerilime dönüşebilir. Bunun için çok daha basit bir yöntem mevcut.

Facebook’ta “Takip Et” butonu geldikten sonra aslında bu silme girişimine de gerek kalmadı. Mesela arkadaş sayınız çok ya da belli paylaşım yapan arkadaşlarınızdan rahatsızlık duymaya başladınız. Çözüm çok basit: takip etmeyi bırakın. Facebook’ta kişileri arkadaş olarak eklediğinizde aynı zamanda takip de etmiş oluyorsunuz. Bunun için görmek istemediğiniz kişinin profiline gelerek “Takibi Bırak” butonuna basmanız yeterli.

Böylece hem arkadaş kalabilir hem de Facebook akışınızda bu arkadaşınızın paylaşımlarını görmezsiniz. Paylaşımlarını görmek için profiline gelerek yine tüm detayları görmeniz yine mümkün.