2013 Senesinde Evlilik için, Aşk için Uygun zamanlar

Hepimizin en uygun zamanda harekete geçmek isteriz, işte astroloji bu alanda bizlere harika bir kılavuz olmaktadır. Hele ki işin içine aşk ve evlilik gibi konular girdiğinde, işin ciddiyeti biraz daha artar. Astroloji size zamanın kalitesi hakkında harika bilgiler verir ve bu sayede doğru zamanda harekete geçebilmenize yardımcı olur.

Şimdi sizlere 2013 senesinde evlilik için en uygun tarihleri vereceğim, şimdiden bunları not almanızı tavisye ederim ..

Öncelikle, evlenecek olan gelin ve damat adayları cumartesi günlerine tarih almayın. Cumartesi günü Satürn günüdür ki ingilince olarak ismi de Saturday buradan gelmektedir. Satürn günleri atılan imzaların, kurulan ortaklıkların, evliliklerin tadı pek olmaz, tıkanıklıklar, sorunlar, problemler baş gösterebilir. Gerçi satürn sayesinde uzun ömürlü, temeli sağlamda olur gerçi ama en azından Satürn’ün iyi açılı zamanlarını tercih edin.

Ya da siz en iyimi gelin Venüs, Merkür, Güneş günlerinde evlenmek için imzalarınızı atın. Bunlar ise Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri. Bu günlerde evlenenlerin ilişkilerinde olası problemlerin üstesinden gelmeleri çok daha rahat olacaktır, evlliğin iletişim dinamiği düşmeyecek, evlilik zamanla keyif verici bir hal alacaktır..

2013 Senesi çin ise evlilik için burç bazında en uygun süreçler ise şu şekilde olacaktır;

Koç ve Terazi burçları ise 16 ağustos ile 11 eylül arasında ki süreç sizler için yılın en olumlu dönemi. Lakin aşk, romantizm ve sevgi gezegeni olan Venüs, evlilik yolunda adım atmak isteyecekleri harika bir şekilde destekleyebilecek.

Boğa ve Akrep burçları ise 2013 senesinde ilişkiler arenasında denenecekleri, testten geçecekleri bir süreç olacak, ilk evlilik yolunda adım atmak için önemli tarih 10 mayıs haftası bir diğer tarih ise 3 kasım haftası. Keza 11 eylül ile 7 ekim arası özellikle akrep ve yükselen akreplerin evlilik tarihi seçmelerinde ön planda tutması gereken günler.

Haziran ayına kadar ikizler-yay ve yükseleni bu olanlar, bu sürece kadar bolluk, bereket,şans ve talih gezegeni olan Jüpiter uzun süreli ilişkiler kurmak, evlenmek için gerçekten çok ama çok uygun zamanlar.

Yengeç – Oğlaklar ise haziran ve takip eden bir senelik süreçte evlenmek için harika etkiler altında olacaklar. Şans ve talih gezegeni olan Jüpiter yengeç burcunda ilerleyecek önceliği yengeçlere tanıyor olsa da oğlaklarda bu etkilerden yararlanacaklar. Fakat Jüpiter’in geri gideceği 7 kasım ve sene sonuna kadar olan süreci tercih etmemelerini tavsiye ederim…

Aslanlar –Kovalar ise 28 haziran -21 temmuz arası süreci değerlendirebilirsiniz, Venüs’ün aslan burcunda ki seyri gösterişli, dikkat çekici ve kalabalık düğün zamanlarına işaret etmekte. Bu tarihler arası yapacağınız düğün herkes tarafından çok daha konuşulabilir.

Başak –Balık buçları ise 22 Temmuz ile 17 ağustos arası dönemi değerlendirebilirler, evlilikleri bereketl, şanslı olabilecektir.

Evliik tarihi seçneye çalışan arkadaşlar, Merkür’ün geri gideceği zamanlardan kaçınmanızı tavsiye ederim, özellikle 25 Haziran ile 21 Temmuz Arasında ; 20 Ekim ile 12 Kasım arasında evlilik için gün almayınız…

KAYNAK : http://solarlunarx.blogspot.com/

Her öğlen aynı yemeği ye, zayıfla!

Yeni bir araştırma her öğlen yemeğinde aynı gıdanın tüketilmesinin kilo vermede etkili olduğunu ortaya çıkardı.

Buffalo ve Vermont Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada, bilim insanları bir hafta boyunca her gün öğle yemeğinde makarna yiyen kişinin 24 saatin sonunda 100 kalori daha az aldığını belirledi.

Araştırmanın sonunda, her gün aynı yemeği yiyerek rutine dönüşen öğünler sayesinde bazı gıdalara alışkanlık geliştirildiği ve yeme isteğinin köreldiği ortaya çıktı.

Ünlü oyuncu Jennifer Aniston’ın ‘Friends’ dizisinde rol aldığı 10 yıl boyunca tavuk ve avakadoyla yapılan Cobb salatasını tüketerek formunu koruduğu söyleniyor. Ancak uzmanlar böyle bir diyetin beslenme bozukluklarına yol açabileceğini belirtti.

Beslenme uzmanı Lee Holmes, “Son zamanlarda sağlıklı yemek çılgınlığı yaşanıyor. Vücudunuzun neye aç olduğunu bilmelisiniz” dedi.

Araştırma, ‘American Journal of Clinical Nutrition’ dergisinde yayımlandı.

15 bin yıldır kullanılan kelimeler

Bilim insanları, kelimelerin en fazla 8-9 bin yıl sonra yok oldukları düşüncesine meydan okuyan 20’dan fazla kelime tespit etti. Evrim, dillerin değişimi ve diğer dillere adaptasyon nedeniyle yok olan kelimelerin aksine, tam 150 yüzyıldır kullanılan kelimeler arasında ‘anne’ de var.

Dilbilimciler, binlerce yıldır yok olmaya meydan okuyan kelimeri tespit etti. Bu kelimeler arasında, ‘anne’, ‘değil’, ‘ne’, ‘duymak’, ‘adam’, ‘akmak’, ‘küller’ ve ‘solucan’ olduğu belirtildi.

Eski çağlardan bu yana hayatta kalmayı başaran kelimeler, bir zamanlar dünya nüfusunun yarısının kullandığı 700 modern dilin ortak atası olan ‘Eurasiatic öncesi’ bir dil olduğunu öne sürdü. Eurasiatic, eski zamanlarda Avrasya’nın kuzeyinde birçok dil grubunu içeren dil ailesi olarak kabul ediliyor.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten ekibin başında yer alan İngiltere’nin Reading Üniversitesi’nden Mark Pagel, “Bu dili hiç duymadık ve hiçbir yere yazılmış değil… Ancak bu atadan kalma dil konuşuldu ve duyuldu. Kamp ateşlerinin etrafında oturan insanlar birbirleriyle böyle konuşurdu” dedi.

Evrim teorisyeni Pagel ve meslektaşları, ‘Eurasiatic öncesi’ dillerin toplamda yedi dil grubunun doğmasını sağladığını belirtti. Buna rağmen birçok büyük dilin, bu grubun dışında kaldığına dikkat çekildi. Bunlar arasında Çince, Tibet dili, Afrikaya özgü birçok dil ve Amerikan yerlileri ile Avustralya’daki aborjinlerin konuştuğu diller yer alıyor.

KABUL EDİLEN DÜŞÜNCELER DEĞİŞİYOR
Washington Post’un haberine göre, yeni bulgular, spesifik bir anlam taşıyan seslerin değişmeden 15 bin yıl kaldığı düşüncesini yeniden değerlendirmeye açtı.

ABD’nin New Mexico Üniversitesi’nden dilbilimci William Croft, “Genel yaklaşım kötümser bir bakış açısı sunuyor” dedi. Araştırmada yer almayan Croft, “Eurasiatic gibi bir dil grubu olduğunu öne sürmek için bile çok az delil olduğunu düşünüyorlar” ifadesini kullandı.

Croft, ‘en son araştırmada ise atalarımızın kullandığı dillerin modern dilimizde yer edilebileceği düşüncesini savunduğunu’ belirtti.

Araştırmacılar, farklı dillerde aynı anlam ve benzer sese sahip olan ‘akraba’ kelimeleri inceledi. Bu kelimelere örnek olarak İngilizce’de ‘father’ (baba), İtalyanca’da ‘padre’, Fransızca’da ‘pere’, Latincede ‘pater’ ve Sanskritçe’de ‘pitar’ olarak geçiyor. Bu kelimelerin Hint-Avrupa dil ailesinden gelmesinden yola çıkan araştırmacılar, birçok dil grubunda aynı benzerliği tespit etmeye çalıştı.

Hint-Avrupa dillerinin yanı sıra, dil grupları Ural-Altay (modern Türkçe, Özbek ve Moğolca vs.); Çukçi-Kamçatka (kuzeydoğu Sibirya dilleri); Dravid (güney Hindistan dilleri); Inuit-Yupik (Arktik bölgesi dilleri), Kartvelian (Gürcü ve üç bağlantılı dil) ve Ural Dilleri’ni (Fince, Macarca ve birkaç dil daha) içeriyor.

Konuşuldukları bölgeler arasında binlerce kilometre bulunan, bazıları Roma alfabesi kullanmayan, bazılarının modern günümüze kadar yazılı hali bile bulunmayan dilleri araştırmak için, Pagel ve ekibi 200 çekirdek kelime belirledi.

Dil grupları arasında ‘akraba’ kabul edilecek kelimeleri arayan araştırmacılar, dil gruplarında aynı anlam ve benzer sese sahip 23 kelime buldu.

EN ÇOK KULLANILAN KELİME HAYATTA KALIYOR
Dilbilimciler, akraba kelimeleri tespit ettikten sonra kelimelerin kullanılma oranı ve yaygınlığını ölçmeye çalıştı.

En çok tekrar edilen kelimenin en yavaş kaybolduğu anlaşılırken, günde ortalama 16 kez tekrarlanan bir kelimenin en az üç dilde hayatta kaldığı anlaşıldı.

Hayatta kalan kelimelerle ortaya çıkan tuhaf cümle ise şöyle:

“Sen, beni duydun! Bu ateşi şu yaşlı adama ver. Siyah solucanı ağaç kabuğundan çıkar ve anneye ver. Ve küllere tükürmek yok!”

Pagel, hayatta kalan kelimelerle kurulan cümlede ‘ağaç kabuğunun’ açıklaması ise şöyle yaptı: “Bazı antropologlarla konuştum. Eski insanların ormanlarda yaşayan, avcı-toplayıcı kabileler olması, ağaçların hayatlarında önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor.”

One Love’da sahne İngilizlerin…

Britpop’un efsane ismi Blur, post-punk ve alternatif dans müziğinin öncülerinden New Order, İngiliz alternatif pop-rock grubu Keane ve indie rock grubu Foals, Efes Pilsen One Love Festival 12’de.

Bu yıl, 20 – 21 – 22 Haziran’da Parkorman’da gerçekleştirilecek Efes Pilsen One Love Festival 12’nin heyecanla beklenen programı açıklandı.

Yeni açıklanan isimler arasında İngiliz alternatif pop-rock grubu “Keane” ve efsane İngiliz grup “New Order”ın da bulunduğu festival’de üç gün boyunca dünyadan ve Türkiye’den toplam 21 müzisyen ve grup sahne alacak.

Geçtiğimiz günlerde açıklanan Britpop’un efsane ismi “Blur”, günümüz elektronik müzik sahnesinin en önemli vokallerinden “James Blake”, şimdiden büyük arenalar ve festivallerde ismini tepelere yazdıran indie rock grubu “The Vaccines”, bir başka önemli İngiliz Indie rock grubu “Foals” da Efes Pilsen One Love festival 12’de müzikseverlerle buluşacak isimler arasında.

İngiliz alternatif pop-rock grubu Keane, yaşayan efsane New Order, İngiliz Indie rock grubu The Vaccines, Türkiye’de ilk performansını verecek olan ünlü DJ ve prodüktör Gramatik, yeni nesil elektronik müzik dehası James Blake gibi dünyadan ve Türkiye’den toplam 21 müzisyen ve grup, Efes Pilsen One Love Festival 12’de sahne alacak.

Efes Pilsen sponsorluğunda gerçekleştirilen ve 24 yaş üzeri katılımcılara açık olan Efes Pilsen One Love Festival 12’nin biletleri 8 Mayıs Çarşamba günü Biletix üzerinden satışa sunulacak.

Bilet Fiyatları:
İndirimli biletler 20 Haziran Perşembe günü 50 TL, 21 Haziran Cuma ve 22 Haziran Cumartesi günleri ise 60 TL olarak satışa çıkacak. Festivalin üç günü için geçerli olan indirimli kombine bilet ise 135 TL olacak. Tam biletler ise 20 Haziran Perşembe günü 80 TL, 21 Haziran Cuma ve 22 Haziran Cumartesi günleri 90 TL’den satılırken tam kombine bilet 190 TL olarak satışta olacak.

Alternatif sahne
Festival katılımcıları, üç gün boyunca, ana sahne performanslarının yanı sıra alternatif sahnede boy gösterecek müzisyen ve gruplarla coşmaya devam edecek. Ünlü DJ ve prodüktör Gramatik’in yanı sıra genç ve yerli isimlerden The Ringo Jets, Club Bangkok, Ali Biçim, Post, She Past Away, Kim Ki O, Mutrib, Islandman, Foton Kuşağı, Farfara, Yora, Ars Longa, TSU!, Nekizm’in yanı sıra tecrübeli grup Kung Fu da müzikseverlere eğlenceli anlar yaşatacak.

Efes Pilsen One Love Festival 12
20 Haziran Perşembe Programı
• Kapı Açılış: 14:00
• Ana Sahne: Mert Tünay – Melis Danişmend – Yeni İsim- Yeni- İsim – Keane
• Alternatif Sahne: TSU! – Nekizm – Ars Longa – Kung-Fu

21 Haziran Cuma Programı
• Kapı Açılış: 14:00
• Ana Sahne: The Away Days – Büyük Ev Ablukada – Foals – The Vaccines – Blur
• Alternatif Sahne: Fakap – Farfara – Foton Kuşağı – Yora

22 Haziran Cumartesi Programı
• Kapı Açılış: 14:00
• Ana Sahne: Rebel Moves – Wax Tailor – James Blake – New Order
• Alternatif Sahne: Islandman – Mutrib – Ali Biçim – She Past Away – Post – Kim Ki O – Club Bangkok – Ringo Jets – Gramatik

Çocuklar ve yetişkinlere farklı görünen kampanya

Anar isimli bir yardım kuruluşu çocuk istismarına dikkat çekmek için yalnızca çocuklar tarafından görülebilen bir poster hazırladı.

Lentiküler baskı tekniğiyle iki farklı fotoğraf kullanılarak hazırlanan poster, çocukların bakış açısından bakıldığında farklı, yetişkinlerin bakış açısından bakıldığında farklı görünüyor.

Kampanya, yetişkinler tarafından istismar edilen 10 yaş altı çocuklara ulaşmayı hedefliyor.

Dolayısıyla bu yaşlarda ortalama boyları 1 metre 35 cm’nin altında olan çocuklar postere baktıklarında, ‘Sizi inciten olursa bizi arayın, yardım edelim’ mesajıyla birlikte bir telefon numarası görüyor.

‘ÇOCUK İSTİSMARI BAZEN YALNIZCA ÇOCUKLARA GÖRÜNÜR’

Yetişkinler içinse poster yalnızca bir çocuk resmi ve ‘Çocuk istismarı bazen ancak istismar edilen çocuğun gözüne görünür’ mesajından oluşuyor.

Yetkililer, yetişkinlerin telefon numarası ve ‘Bizi arayın’ mesajını görmesi halinde, istismar ettikleri çocukları yardım istemekten caydıracağını düşünerek böyle bir yola başvurduklarını açıkladı.

Poster, yakında tüm İspanya sokaklarında yerini alacak.

Beyaz saçı önleyen hap geliyor

Son yıllarda yapılan araştırmalar ile saçlarımızın nasıl beyazlamaya başladığı belirlendi. Ancak bu beyazlaşmayı tersine çevirecek bir yol bulunamadı.

Son 3 yıldır saçların beyazlaşmasını önlemek için bir ilaç konsepti geliştiriliyor. İlk olarak 2009 yılında FASEB (Amerikan Deneysel Biyoloji Dernekleri Federasyonu) tarafından İngiltere’de yayınlanan araştırma, saç pigmentlerinin kaybını yöneten bir mekanizmayı ortaya çıkardı.

İngiltere’de Bradford Üniversitesi’nde görevli araştırmacılar, birikmiş ve uzun süren oksidatif stresin saç foliküllerinde aşırı hidrojen peroksidin üretimine neden olduğunu tespit ettiler. Kısaca, saçların dipten uca doğru nasıl beyazlaşmaya başladığını tespit ettiler. Buna göre, hidrojen peroksit üretimi melanin (saça sarı, kızıl, kahverengi rengini veren pigment) üretimini engellemeye başlıyor.

Bu sürecin altında yatan ise kilit enzimler üzerinde oksidatif stresin ve folikül hasarının etkilerini içeren bir dizi karmaşık kimyasal mekanizmadır. Birincisi katalazdır (hidrojen peroksiti bozan enzim.) Katalaz seviyesi insanlar yaşlandıkça düşüyor ve hidrojen peroksidin kontrolsüz bir şekilde birikmesine izin veriyor.

Diğer 2 enzim ise MSR A ve B olarak bilinen hasarı onarmak için saç foliküllerini hareket geçiren enzimlerdir. Ancak bunların seviyesi de yaşlandıkça düşüyor. MSR A ve B olmadan, vücut yeterli miktarda tirosinaz olarak bilinen enzimi üretemiyor. Bu enzim de doğrudan melanin üretimiyle ilgilidir.

Katalaz, MRS A ve B ile tirosinaz seviyesini artırmayı amaçlayan ilaçlar ve gıda takviyelerinin geliştirilmesi için ilaç üreticilerine yeni imkanlar doğdu. Bütün bu araştırmaların ardından büyük kozmetik şirketlerinden birinin saç dökülmesini önleyeceğini iddia eden ilacını 2015 yılında piyasaya çıkaracağı iddia edildi. İlacın tirosinaz ile bağlantılı TRP-2 proteini üretimi üzerinde etkili olacak.

Daha küçük firmalar ve gıda takviyesi üreticileri harekete geçti bile. Online satış kampanyaları düzenliyorlar ve sağlıklı gıda reyonlarında yeni ürünlerini piyasaya sunuyorlar. Her gün daha fazla katalaz temelli yeni bir gıda takviyesi piyasaya çıkıyor.

Peki, bunlar gerçekten işe yarıyor mu?

Uzmanlar bunu söylemenin zor olduğunu açıklıyor. Bu ilaçlar faydalı olabilir, ancak bunların yan etkileri kanıtlanmalı. Bazı uzmanlar, enzimleri doğrudan almak yerine vücudun katalaz, MSR A ve B ile tirosinaz üretmek için kullandığı çinko ve selenyum gibi minerallerin daha etkili olabileceğini iddia ediyorlar. Katalaz ıspanak, avokado ve ciğerde bol miktarda bulunuyor. Bu nedenle daha doğal bir yaklaşım için beslenmenize bu yiyecekleri eklemeyi denemelisiniz.

Saçlarınız zaten beyazladıysa veya hızlı bir şekilde beyazlıyorsa bu hapların size çok fazla yardımı olamayacak. İlaçların beyazlama sürecini durdurma potansiyeli var, fakat henüz bu beyazlamayı tersine çevirecek bir yetenekleri yok.

En fazla milyoner Tokyo’da

Londra merkezli bir araştırma dünyada en fazla milyonerin Japonya’nın başkenti Tokyo’da olduğunu gösterdi.

En fazla milyoner nerededir sorusuna verilecek yanıtlar ilk aşamada New York ya da Monaco olabilir. Ancak İngiltere’nin başkenti Londra merkezli WealthInsight şirketinin araştırması dünyada en fazla milyonerin ilk etapta akla gelmeyen bir şehirde olduğunu gösterdi.

Şirketin araştırmasında milyoner nüfusu en yüksek şehir Tokyo oldu.

Araştırmada kişisel serveti 1 milyon doların üzerinde olan bireyler dikkate alındı. Kişilerin evlerinin değeri dikkate alınmadı.

Tokyo’da toplam 461 bin milyoner yaşıyor. New York ise 389 bin milyoner ile listede ikinci sırada yer alıyor. Bu iki şehri Londra 281 bin, Paris 219 bin Frankfurt ise 217 bin milyoner ile takip ediyor.

Google Saul Bass’ı ‘doodle’ladı

Google doodle’larına bugün de devam etti. Arama motoru 1996 yılında hayatını kaybeden ABD’li ünlü grafik tasarımcısı ve film yapımcısı Saul Bass’ın 93. doğumgünü için sıradışı bir doodle hazırladı.

Google, 25 Nisan 1996 tarihinde hayatını kaybeden ünlü grafik tasarımcısı ve film yapımcısı Saul Bass’ı unutmadı. Arama motoru, 8 Mayıs 1920 doğumlu Bass’ın 93. doğumgünü için sıradışı bir doodle hazırladı. Söz konusu ‘doodle’da Bass’ın çizgilerine benzer görüntüler yer alıyor.

8 Mayıs 1920 yılında dünyaya gelen Saul Bass, 25 Nisan 1996 yılında hayatını kaybetti. Amerikalı film yapımcısı ve grafik tasarımcı olan Bass, bir çok meşhur filmin afişine, dünyaca bilindik bir çok markanın logosuna ve film jeneriğine imza attı.

20. Yüzyılın büyük grafik tasarımcılarından biri olarak gösterilen Bass, Alfred Hitchcock, Otto Preminger ve Martin Scorsese gibi ünlü yönetmenlerle birlikte çalıştı.

Hastanelerde hepimizi susturan “Bayan Sus”un hikayesi

sus
Türkiye’deki neredeyse bütün hastanelerde ve sağlıkla ilgili kuruluşların birçoğunda görürsünüz o fotoğrafı. İşaret parmağını dudaklarına götürerek “sus” işareti yapan hemşireyi.

Hastanelerde hepimizi susturan Bayan Sus fotoğrafındaki Dilek Tunca’nın, yani o hemşirenin hikayesini bu ay OT dergisinde okumak mümkün. İşte, o söyleşinin bir kısmı:

”Hiç unutmuyorum, 1976 senesinin yazıydı.

Turizm işimle ilgili Almanya’dan döndüğüm gün annem söyledi “Seni ajanstan aradılar” diye. İstanbul Reklam Ajansı’ydı, Cağaloğlu’nde. Şimdi kapandı tabii. Hatta döndüğümün ertesi günü çekildi o fotoğraf. Şişli’de yaşıyordum. Babam Subay emeklisi, annem terziydi.

O dönem Turizmciydim, aynı zamanda mankenlik yapıyordum. Şimdiki kadar çok manken yoktu. Biz 10-12 kişi kadardık. Simla Kantarcıoğlu, Başak Gürsoy, Fatoş Altınkum’lar filan. Ertesi gün hemen gittim ajansa. Yurtoğlu ilaç firması, hastanelere ‘Sus Pankartı’ yaptırmak istiyormuş. Firma beni seçmiş. O zamanlar ‘kast ajansı’ diye bir şey yoktu. Reklam ajansları birbirine haber verirdi. Bağlı olduğumuz bir ajans da yoktu. Hepimiz birbirimizi tanırdık. Ekspozisyonlara 1-2 kişi çıkardık. Rozet Konfeksiyon için hep beraber çektirdiğimiz fotoğraflarımızda vardır.

Ben hastanelere gittiğimde doktorlar ve hemşireler önce bakıyorlar bana, onlara her seferinde tanıdık geliyorum. Yakın davranıyorlar. İlk kez karşılaşmışız aslında ama yıllarca fotoğrafıma bakmışlar, aşinalar bana. Bu duruma çok gülüyorum. Bir gün göz doktoruna gittim. Kızcağız bana bakıp “Yüzünüz hiç yabancı gelmiyor” dedi gülerek, halbuki tam arkasında benim hemşire pozum asılı. Ben hiç çaktırmayıp gülüyorum “Olabilir tabii” diyorum. Söylemiyorum da. Çünkü gözüme makyaj fırçası batmıştı, canım yanıyor. Çıktım oradan, sonradan kendi bulsun diye.

Genelde söylemem o kadının ben olduğumu. Bir keresinde anjiyo oluyorum, hastaneye birlikte gittiğim arkadaşım söylemiş doktorlara, bana gelip “Aşk olsun niye söylemiyorsunuz o olduğunuzu?” dediler. “Siz bir an evvel bitirin işinizi, oradaki benim işte!” dedim. Hatta sonra beni özel odaya aldılar, çok hoşuma gitti. Doktorlarla çaktırmadan da olsa samimi bir ilişkim var.

Almanya’da bir dişçi polikliniğine gittim, poliklinikte de bir Türk varmış. Odaya girdim, duvarda benim fotoğrafım asılı. “Nereden buldunuz bu fotoğrafı?” dedim, doktor “Aaa, ben onu çok seviyorum, bayılıyorum, aşığım o hamıma” dedi. Ben kaldım. Hiçbir şey söyleyemiyorum. Bir baktı “Yoksa siz misiniz?” dedi. “Yok o benim kardeşim” dedim. “Hadi canım, kandırmayın. Sizsiniz işte” dedi, güldük.

Sonra bir gün Tekirdağ’a gidiyorum, seçim zamanıydı. Bir otobüs gördüm. Bir baktım, otobüsün bir yanında Ecevit’in, diğer yanında benim fotoğrafım var. “Ne alaka yahu!” diye düşündüm. Kime sus diyorlar anlamadım hiç.

‘Bayan Sus’un ayrı bir yeri daha vardı, çünkü Atatürk’ten sonra duvardan inmeyen fotoğraf benimkiydi. Herkes geldi gitti, ben duvarda ‘Bayan Sus’ olarak kaldım.”