En yaşlı ve yorgun hissedilen zaman belirlendi

Bilim insanlarının yaptığı bir araştırmada kadınların en yaşlı ve yorgun hissetikleri zamanlar belirlendi.

Bilim insanları, kadınların her Çarşamba öğleden sonra saat 15.30’da en yaşlı ve en yorgun hallerine büründüklerini belirledi.

Bir kozmetik firması tarafından İngiltere’de ve ABD’de yüzlerce kadının katılımıyla yapılan çalışma, her 10 kadından birinin Çarşamba gününü haftanın en stresli günü olarak gördüğünü ortaya çıkardı. Çalışmaya göre, Çarşamba öğleden sonrasında enerji düzeylerinin dibe vurması, iş stresinin tavan yapması ve haftasonundan kalan yorgunluğun tüm etkisini göstermesi sonucu kadınlar yaşlı görünüyor ve yaşlı hissediyor.

Kadınların kendilerini en mutlu hissettikleri gün ise Cuma. Çalışmaya katılan kadınların yüzde 60’ı, Cuma günü kendilerini son derece mutlu ve neşeli hissettiklerini belirtti.

Pazartesi gecesi, kadınların uykusuzluktan en çok şikayet ettikleri gece olarak belirlendi. Uykusuzluğun etkileri yüz ve boyun bölgesinde 48 saat sonra etkisini gösterdiği için kadınlar, Çarşamba günü daha yaşlı görünüyor.

Çarşamba günü, kadınların genellikle Pazartesi başladıkları rejimlerini ve cilt bakımlarını da en çok terk ettikleri gün olarak belirlendi.

Reklamlar

Meme kanserinde doğru bilinen 25 yanlış

Konunun uzmanları meme kanseri hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı.

İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Europa Donna Meme Hastalıkları Koalisyonu Derneği işbirliğiyle gerçekleştirilen “Meme Kanserinde Yeni Yaklaşımlar Eğitim Toplantısı 2013” kapsamındaki halka açık oturumda, meme kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar açıklandı. Acıbadem Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, Meme Vakfı Genel Koordinatörü Violet Aroyo’nun oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda, meme kanserinde yanlış bilinen konular hakkında açıklamalar yapıldı.

Halkın yanlış bildiği 25 nokta hakkındaki sorulara akademisyenler Prof. Dr. Nuran Beşe, Prof. Dr. Gökhan Demir, Doç. Dr. Fatih Aydoğan, Prof. Dr. Haluk Sayman, Prof. Dr. Ümit İnce, Prof. Dr. Levent Çelik ve Doç. Dr. Şükrü Yazar yanıt verdi:

1-Her 6 ayda bir meme ultrasonografisi yaptırıyoruz. Mamografiye gerek yok, mamografi ışınları kanser yapıyor!
Meme kanserinin erken teşhisinde ana yöntem mamografidir, diğer yöntemler mamografinin yardımcısı olabilirler.

2-Kadınlara 40 yaşın altında mamografi çekilmesi yanlıştır!
Eğer kişinin şikayeti yoksa tarama mamografisini 40 yaşın altında yapmıyoruz. Ancak kişinin ailesinde risk varsa, meme başından akıntı geliyorsa, memede kitle gibi bulgular varsa erken yaşta da olsa mamografi yapılabiliyor.

3-Meme MR’ı çektirince mamografi çektirmeye gerek yoktur!
Meme MR’ı çok hassas bir tetkiktir. Ancak meme MR’ı ve mamografi birbirini tamamlayan, birbirinin yerine geçmeyecek tetkiklerdir. Bu nedenle her yıl mamografi yaptırılmalıdır. Çünkü meme kanserinin birden fazla türü vardır. Meme kanserini 9 mm’nin altında yakalarsak tedavi etme şansımız yüzde 98 oranındadır. Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemlidir.

4- Meme kanseri tek tiptir, yaşlılarda daha yavaş seyreder!
Herkesin kanseri kendisine özeldir, kendisine aittir. Yapılan araştırmalara göre meme kanserinin yeni tipleri bulunmaktadır. Yaşlılarda yavaş seyrettiği doğru değildir, yavaş seyreden türleri de vardır, hızlı seyreden türleri de.

5-Meme kanseri ameliyatı sırasında yapılan incelemede lenf bezi temizse sonuç kesindir!

Az miktardaki kanser hücresi ameliyat sırasındaki incelemede yüzde 10-15 oranlarında görülemeyebilir. Ameliyat sonrasında yapılan patolojik inceleme sonucunda kesinleşir.

6- Mamografi ve biyopsideki tümör boyutları aynıdır!
Mamografi kanserin bulunduğu bölgeyi gösterir. Biyopsiden elde edilen sonuçla mamografiden elde edilen sonuç aynı olmayabilir. Mamografide elde edilen sonuçların çoğu zaman kanserle ilgisi olmayabilir.

7-Şeker kanser dokusunu büyütür!
Kanser hücreleri vücuttaki normal hücrelere göre daha fazla şeker tüketir, bu bilimsel açıdan bir gerçektir ve doğrudur. Ancak şeker tüketmek, kanseri tetikler veya hızlandırır diye bilimsel bir gerçeklik yoktur.

8- Kemoterapi bağışıklığı çökertir!
Vücudun bağışıklık sistemi ikiye ayrılır:
1-Kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu sistem.
2-Basit bağışıklık hücrelerinin bulunduğu sistem.
Kemoterapi kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu bağışıklık sistemine zarar vermez. Basit bağışıklık hücrelerine zarar verir.

9- Bağışıklık sistemini iyi beslenerek güçlendirmek mümkündür!
Bağışıklık sisteminin ilaçlarla baskılanmasına karşı yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Mantar yesek bağışıklığımız güçlenir mi diye sorular soruluyor. Bu alanda besinlerin etkisiyle ilgili birçok bilimsel çalışma yapılıyor. Ancak tek başına bir besinin bağışıklığı güçlendirdiğine ilişkin bilimsel bir veri yok.

10- Kemoterapi sonrasında çıkan saçları boyatmak kanserin nüks etmesine yol açar!

Bu alanda çok bilimsel araştırma yapıldı. Ancak saç boyatmanın nüksü artırdığına ilişkin bir sonuç bulunamadı.

11-Meme kanseri olanlar doğuramaz!
Eğer bir kadına meme kanseri tanısı konulmuşsa erken dönemde doğurmasına izin verilmiyor. Ancak uzun bir dönemi hastalıksız olarak geçirebildiyse, bu yapılan testler ile de doğrulandıysa doktorunun izniyle gebeliğe izin veriliyor. Ya da genç hastalar söz konusu olduğunda, yumurta hücreleri ve yumurta dokusu saklanabiliyor.

12-Memenin tamamen çıkarılması kanserin sıçramasını önler!
Bilimsel araştırma sonuçlarına göre, meme koruyucu cerrahi ve memenin tamamen çıkarılması arasında, hastalığın nüksü bakımından fark yok. Meme tamamen çıkarılsa da hastalık nüksedebiliyor. Göğüs duvarında ya da başka organlarda nüks oluyor.

13-Ailesinde kanser yoksa meme kanseri görülmez, ailesinde varsa görülür!
Ailesinde meme kanseri bulunan kişilerde görülme riski vardır, ancak ailesinde meme kanseri hastası bir kişi olmaması o kişide de hastalığın olmayacağı anlamına gelmez. Bazı kadınlar meme kanseriyle ilgili gen mutasyonunu taşıyor ama hastalanmıyor. Bazıları hastalanıyor. Bunun garantisi yok.

14-Tamamlayıcı tıptan fayda görülmez!
Tamamlayıcı tıp ot, çöp kaynatmak değildir. Yoga, meditasyon, sanatla uğraşmak, hobi edinmek hastalar için son derece faydalıdır. Kanseri yenmiş kişilere biz daima uğraş edinmelerini öneriyoruz. Spor yapmalılar, beslenmelerine dikkat etmeliler. Kilo almak, östrojeni artırıyor, bu da kanser riskini artırıyor. Kiloyu korumak için günde tempolu olarak 45-60 dakika arasında spor yapılmasını öneriyoruz. Unutmayın ki vitrin bakarken yürümek spor olmuyor, tempolu olması gerekiyor.

15- Kanser taramasında PET-BT yüzünden fazla radyasyon alınıyor!
BT nedeniyle radyasyon ışını verildiği doğrudur. BT kanserin yerini belirlemede kullanılıyor. PET – BT gerçekten gerekliyse radyasyondan korkmak gereksizdir.

16- Radyoterapi süresince banyo yapılmamalıdır!
Yıkanmanın hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Aksine duş almaya devam edilebilir. Ancak tahriş edici ürünler kullanılmamalı, lif, kese yapılmamalıdır. Bebe sabunu veya bebe şampuanı kullanılmalıdır.

17- Radyoterapi süresince küçük çocuklarla temas etmek radyasyon bulaştırır!
Radyoterapi sırasında radyasyon belirlenmiş bir hedefe yönelik olarak veriliyor. Örneğin ışını göğüs duvarına veriyorsak yumurtalıklara etkisi olmuyor. Radyoterapi bitince korkmadan çocuklarınıza, torunlarınıza sarılabilirsiniz. Çünkü radyasyonu eve götüremezsiniz.

18- Silikon taktırmak kanser riskini artırıyor!
Uzun yıllardır silikonun etkileri üzerinde bilimsel çalışmalar yapılıyor. Bunların sonuçlarına bakıldığında, memeye estetik amaçlı olarak silikon taktırmanın kanser yaptığına ilişkin bir bulguya rastlanmadı.

19- Meme kanseri ameliyatından sonra iki yılı tamamladım, risk geçti!
Meme kanseri aslında çok farklı klinik seyri olan bir hastalıklar grubudur. Aksine ameliyattan sonraki ilk 2 yıl tekrarlama riski yüksektir. Bu nedenle üç ayda bir kontrol yapılmalıdır. İlk 2 yıl yapılan takip çok önemlidir, aksatılmamalıdır.

20- İleri yaşta tüp bebek yaptırmak meme kanseri riskini artırır, psikolojik travmalar hastalığa yol açar!
Eğer kişide meme kanseri riski varsa, birden fazla tüp bebek denemesi nedeniyle alınan ilaçlar ve yoğun psikolojik zorlanmalar hastalığa zemin hazırlayabilir. Büyük acılar çekmek tek başına kanser için neden değildir. Öyle olsaydı deprem enkazında çocuklarını kaybeden tüm kadınların kanser olması gerekirdi. Bu tür olaylar direkt etkili değildir.

21- Paraben içerikli kozmetikler, antiperspirant deodorantlar kanser yapar!
Paraben içerikli kozmetiklerin kanser yaptığı ya da terlemeyi önleyici antiperspirant deodorantların kanser yaptığıyla ilgili bilimsel bulgular yoktur. Talk pudrası içeren deodorantları deneyimsiz hekimler, memede mikrokalsifikasyon olarak değerlendirebilir. Ama alanında deneyimli hekimler bunun kanser odağı olmadığını kolaylıkla anlar.

22- Her yıl mamografi yaptırmaya rağmen kanser çıkar!
Meme kanseri eğer ele geliyorsa 8-10 yaşındadır. Yani 15-17 mm civarındadır. Tüm bu taramalarla ana amaç, ele gelmeden yakalamaktır. Bu nedenle tutabileceğimiz balıkların peşinden koşuyoruz. Tümör mamografinin görüntüleme alanı dışında kalıyorsa atlanabilir. Ancak hekim böyle bir şüpheyle ek incelemeler yaparak kesin bir sonuca ulaşmaya çalışır.

23-Kemoterapi sırasında saç boyatılmaz, zararlıdır!
Eğer kötü bir saç boyası kullanılırsa saçlar dökülebilir. Çünkü sindirim sistemi tümörleri ve metastazlarda kullanılan bazı ilaçlar vardır. Bunların etkisiyle zaten saçlar dökülür bir de kötü boya bu dökülmeyi artırır. Kına yapılmasını önerebiliriz, besleyici etkisi vardır. Organik boyayla boyayabilirler.

24- Lazer epilasyon kanser riskini artırır!
Lazer epilasyonun kansere yol açtığı ya da riski artırdığına dair bilimsel bir araştırma sonucu yoktur.

25- Meme alındıktan sonra silikon takılması zararlıdır!
Artık tüm dünyada meme kanseri nedeniyle tüm meme alınırken (mastektomi ameliyatı yapılırken) aynı seansta meme silikonu da takılabilir. Hastaya bir zararı yoktur.

Facebook kıskanç ve mutsuz yapıyor

Almanya’da yapılan bir araştırma, Facebook’un hayal kırıklığı, hoşnutsuzluk ve kıskançlık duygularına neden olduğunu ortaya çıkardı.

Almanya’da Darmstadt Teknik Üniversitesi ve Berlin Humbold Üniversitesi uzmanlarının ortaklaşa yaptığı araştırmaya katılan yaklaşık 600 Facebook kullanıcısının üçte biri Facebook’ta geçirdikleri süre boyunca ve sonrasında kendilerini yalnız, yorgun, üzgün ya da memnuniyetsiz hissettiklerini ifade etti.

Uzmanlar yaşanan bu durumda en önemli etkenin kullanıcıların arkadaşlarının sayfalarında gördükleri olumlu haberler olduğu değerlendirmesini yapıyor. Normalde insanların kendilerine benzeyen kişileri kıskandığını ifade eden proje yöneticisi Hanna Krasnova, kullanıcıların Facebook üzerinden diğerleriyle ilgili daha fazla bilgi sahibi olduğunu ve kendilerine benzeyen insanlarla kendilerini kıyasladığını kaydediyor.

Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden Thomas Widjaja ise kullanıcıların Facebook’ta sürekli arkadaşlarının olumlu iletilerini gördükçe kendilerini değersiz hissettiklerini belirtiyor. En çok kıskançlık yaratansa tatil fotoğrafları.

Kıskançlık duyan bazı kullanıcıların kendileriyle ilgili olumlu haberler yazma eğilimine girdiğine dikkat çeken Widjaja, bu mesajların da genelde abartılı ya da olumsuz ayrıntıları içermediğini belirtiyor.

Örneğin sınavdan yüksek not almak Facebook üzerinden herkese duyurulurken, düşük not alındığında ise bunun bahsi bile edilmiyor. Sanal toz pempe hayatlar yaratan bu durum da diğer kullanıcıların kıskançlık duygularını depreştiriyor. Uzmanlar bunu bir “kıskançlık döngüsü” olarak değerlendiriyor.

Yerde para bulmak mutlu ediyor

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, yerde para bulmak birçok kişiyi mutlu ediyor. Kötü bir keman sesi ise çok sayıda kişi için “en can sıkıcı şey”.

Daily Telegraph gazetesinde yer alan habere göre; Birkbeck College’nde görev yapan psikoloji uzmanları, kişilerin mutluluk derecelerini tespit etmek için bir ölçek hazırladı.

Araştırmaya katılan 80 kişi yerde 10 sterlin bulmalarının kendilerini çok mutlu edeceğini söyledi. Araştırmada, kötü çalınan bir kemandan çıkan ses “en can sıkıcı şey” olarak belirlendi.

Yavru köpeklerle oynamak, çikolata yemek ve gülen bebek resimlerine bakmak da mutluluk veren şeyler arasında yer aldı.

Çürük diş resimleri ve ağlayan bebek resimleri ise birçok denek tarafından “sinir bozucu” bulundu.

Bu arada, erkeklerin yerde bulunan paraya sevinme oranı yüzde 90 civarındayken, kadınlarda bu oran yaklaşık 10 puan daha düşük.

Ancak kadınlar, genel mutluluk oranı ortalamasında erkekleri geride bıraktı. Kadınlarda bu oran yüzde 66 olurken, erkeklerde ise yüzde 58’de kaldı.

DEPRESYONUN İLACI
Araştırmayı yürüten uzmanlardan Funke Baffour, hayatın akışı içinde meşgul olan insanların mutlu anları ıskaladıklarına dikkat çekti.

Baffour, yılın en stresli günü olarak ifade edilen Ocak ayının üçüncü Pazartesi günü gibi günlerin iç karartıcılığı ve depresyondan korunmanın basit yollarına işaret etti:
“Güzel bir müzik dinlemek, birine iltifatta bulunmak, sevdiklerinize ve evcil hayvanlarınıza daha fazla zaman ayırmak.”

Yalnızlık direnci kırıyor

Amerika’da yapılan araştırma, kendini yalnız hissetmenin bağışıklık sistemine de iyi gelmediğini gösterdi. Buna göre, yalnızlık stres seviyesini artırırken, vücudu virüs ve iltihaplara karşı savunmasız bırakıyor. Çaresi ise insanlarla anlamlı ve sağlıklı bağlar kurmak.

“Yalnızlık bağışıklık sistemini zayıflatıyor.” Bu sonuç Amerikalı bilim insanlarının araştırmasıyla ortaya çıktı. Araştırma, yalnız kişilerin halihazırda vücutlarında bulunan virüslerin daha sık aktive olduğunu gösterdi.

Ohıo Tıp Fakültesi’nde yapılan araştırmaya göre, bu kişilerin vücutları, stres altındayken de daha fazla iltihap üretiyor. Kandaki iltihap oranının artması ise vücudu hastalıklara açık hale getirirken, kalp krizi riskini de artırıyor.

Yalnızlık hisseden kişilerin, hayatta karşılarına çıkan olumsuzluklardan da daha ağır etkilendiği ve kronik stres yaşamaya daha eğilimli olduğu belirtiliyor.

ÖNEMLİ OLAN YALNIZ HİSSETMEMEK
Bilimciler, burada asıl belirleyici olanın, bireyin az kişi tanıması veya yalnız yaşaması değil, kendini yalnız hissetmesi olduğunun da altını çiziyor. Yani araştırmaya göre, önemli olan çok insan tanımak değil, anlamlı ilişkiler ve kişiyi güvende hissettirecek tarzda bağlantılar kurmak.

Zira, bu tür sosyal bağlar yalnız ruhsal değil, fiziksel sağlığa da iyi geliyor. Sağlıklı sosyal ilişkiler, bağışıklık sistemini kuvvetlendirirken, stres seviyesini de azaltıcı rol oynuyor.

Öğlen yemekleri şişmanlatıyor

Öğlen yemekleri birçok kişi için hem büyük bir keyif hem de hayata kısa bir mola. Ancak bu mola sırasında seçilen yanlış menüler kilo almayı tetikliyor.

Çalışanların besin tüketimine bakıldığında en çok kalori alımının öğlen ve öğleden sonra olduğu görülüyor. Sabah saatlerinde yemeğe ayrılacak vaktin sınırlı olması ve iştahsızlık daha az besin tüketimine neden olurken, öğlen en acıkılan ve kalori alımının en fazla olduğu öğün olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle dışarıda veya iş yerlerinde sunulan hazır menüler kişileri daha çok yemek yemeye sürüklüyor. Aslında daha az yemekle daha çok doyabilecekken daha çok yemekle daha çok acıkır hale geliyoruz. Bununla beraber; hareketsiz ofis ortamları ve streste durumunda yeme isteğinin artması kilo alımını kaçınılmaz kılıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek, öğle yemeklerinde dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri Verdi:

ÖĞLE YEMEKLERİNİN ŞİŞMANLATMA NEDENLERİ
• Öğle yemek saatinde çok acıkılması ve miktar olarak aşırıya kaçılması.
• Menülerde kalori hesabı yapılsa bile kişiye özel değil ortalama bir kalori hesabı üzerinden gidilmesi.
• Öğle menülerinde yağ ve karbonhidrat oranlarının çok, proteinin ise daha az olması.
• Salata bile olsa lezzet için kalorili sosların çok yoğun kullanılması. Unutmayın ki her pişmiş sebze yemeği sağlıklı değil. Salata ve sebzeler de gizli kalori bombaları olabiliyor.
• Yemek yanında gelen pilav ya da püre gibi garnitürlerin karbonhidrat ağırlıklı olması.
• Vakitsizlikten fast-food gıdalara yönelinmesi.
• Yemeğin hızlı bir şekilde tüketilmesi.
• Besinlerin kaliteli pişmemesi. Özellikle etlerin kızartılarak yenmesi.
• Çok yemek yemeyelim derken öğlen aç kalmak ve diğer öğünlerde abur cubur tüketiminin artması.
• Yemeklerde tuzun ve salçanın bol olması lezzet ve dayanma süresini artırıyor.

KİLO ALMAMAK İÇİN ÖĞLE YEMEĞİNDE BU ÖNERİLERE KULAK VERİN!
• Kendi menünüzü oluşturun: Öğlen yemeğinde dört çeşit yemek varsa hepsini yemek zorunda değilsiniz. Yemekleri kendinize göre seçebilirsiniz.
• Hafif çorbaları tercih edin: Çok yağlı ve çok unlu olmayan çorbalar öğlen menüsü için ideal. Yoğun çorbaların genellikle unu ve dolayısıyla kalorisi de fazla olabiliyor. Unutmayın en masum sebze çorbası bile un ve yağ eklendiğinde karbonhidrat bombası haline gelebiliyor.
• Çorba ve makarna aynı menüde olmasın: Yemekte çorba varsa pilav-makarna tercih etmeyin. Eğer canınız pilav ya da makarna tipi yiyecekleri tüketmek isterse de çorba içmeyin.
• Tercihiniz ızgara olsun: Izgara yeme şansınız varsa kırmızı ya da beyaz et yiyebilirsiniz. Yemeğe ekstra yağ eklenmediği için sebze yemeğinden daha yağsız oluyor. Böylece hem az kalori alır hem de proteinin tok tutma özelliği sayesinde çabuk acıkmazsınız.
• Mutlaka salata ve yoğurt tüketin: Salata posa olduğu için mide hacmini doldurup, fazla yemeyi önlüyor. Yoğurt ise kan şekerini dengeleyip acıkmayı geciktiriyor.
• Meyveyi yemekle birlikte yemeyin: Meyve varsa yemekle beraber değil daha sonrasında tüketin. Yemekle birlikte kan şekeri de yükseliyor. Üzerine bir de meyve eklendiğinde hızla acıkılıyor. Ayrıca meyve ikindi öğünü için iyi bir alternatif.
• Haftada 1 defa tatlı yiyin: Eğer tatlı yemek istiyorsanız bunu fazla kalori almamak adına haftada birle sınırlayın.
• Yanınızda peynir ya da ton balığı taşıyın: Menüdeki yemekler çok yağlı ise yemeyin. Yanınızda peynir-tonbalığı bulundurun salataya ekleyebilirsiniz.
• Günde 5 öğün yiyin: Ara öğünlerde mutlaka ufak bir şeyler atıştırın ki öğlen fazla yemek yemeyin.
• Tek tip besinden uzak durun: Tek çeşit yemek sanılanın aksine daha çok şişmanlatıyor. Tek başına çorba veya tek başına salata iyi bir seçim değil. Menüye Mutlaka et, peynir ya da yoğurt gibi protein çeşitlerinden birini ekleyin.
• Yemekten sonra yürüyün: Kısa mesafe bile olsa yemekten sonra mutlaka yürüyüş yapmaya çalışın.
• Ekmeğiniz esmer olsun: Esmer ekmek kan şekerinin yavaş yükselmesine neden olup acıkmayı engelliyor. Ayrıce posalı olduğu için tok tutuyor.
• Salatalarda sostan uzak durun: Salatalara aşırı yağ ve fazla nar ekşisi kullanmayın. Soslar, masum bir salatayı kalori depose haline getirebiliyor.
• İçeriğini bilmediğiniz yemekleri yemeyin: Bu tip yemekler şişkinlik ve ödem sorunlarına yol açabiliyor. Yiyecek hiçbir şey yoksa tost+ayran iyi bir seçim. Ancak sakın aç kalmayın.

SAĞLIKSIZ ÖĞLEN MENÜLERİ HASTALIK NEDENİ
• Öğlen yemeklerinde fazla miktarda ve bilinçsiz olarak yiyecek tüketilmesi özellikle göbek bölgesinde yağlanmaya, sonuç olarak da obeziteye neden oluyor.
• Bu yemeklerde tuz ve ilave katkıların çok olması tansiyon ve ödem sorunlarını beraberinde getiriyor.
• Yemeklerin yağlı olması kan yağlarında artışa neden oluyor.
• Karbonhidrat dengesizliği, yemek sonrasında kan şekerinin aniden düşmesine ve yeniden acıkmaya neden olup, reaktif hipoglisemiye zemin hazırlıyor.
• Dışarıda kullanılan yağların genellikle kalitesiz ve yanmış olması reflü gibi mide problemlerini gündeme getiriyor.
• Yemeği sindirememe veya besinin kişiye dokunması şişkinlik ve gaz problemlerini oluşturuyor.

Oscar tarihine geçtiler

85. Oscar ödüllerinin adayları açıklandı. Tüm dünyada sinema severlerin büyük bir heyecanla beklediği sinema dünyasının en prestijli ödüllerinin adaylarından ikisi bu yıl Oscar tarihine geçti.

Hollywood’un ünlü oyuncusu Emma Stone ile ABD’li aktör Seth MacFarlane 85. Oscar ödülleri adaylarını açıkladı.

Tüm dünyaya canlı yayında duyurulan aktristler arasında “En İyi Kadın Oyuncu” dalında aday gösterilen iki isim Oscar tarihine geçti.

“Beasts of the Southern Wild” adlı filmin 9 yaşındaki oyuncusu Quvenzhané Wallis “En Genç Aday” olarak tarihe geçerken “Amour” filminin başrolündeki 84 yaşındaki Emmanuelle Riva ise “En Yaşlı Aday” oldu.

24 Şubat’ta düzenlenecek olan 84. Oscar törenini ‘Family Guy’ın yaratıcısı Seth MacFarlane sunacak.