Patlamış mısır sandığınızdan daha sağlıklı!

Bilim adamları, patlamış mısırın içerdiği polifenoller sayesinde sanılandan da sağlıklı olduğunu bildirdi.

Alman “Wissenschaft Aktuell” internet sitesinin haberine göre, Amerikan kimyagerler derneğinin San Diego’da düzenlenen toplantısında sunum yapan Scranton üniversitesinden bilim adamı Joe Vinson, patlamış mısırda, sebze ve meyveden daha fazla polifenol olduğunu belirtti.

Bugüne kadar yapılan analizlerde, mısırdaki serbest polifenollere bakıldığını kaydeden Vinson, araştırmalarında toplam polifenole baktıklarını, özellikle dişlerin arasına takılan kabuklarda yüksek miktarda bu bitkisel antioksidandan bulunduğunu söyledi.

Bir porsiyon patlamış mısırda yaklaşık 300 miligram polifenol bulunduğunu ifade eden Vinson, bunun, meyve ve sebzelerdekinden çok daha fazla olduğunu belirtti. Patlamış mısırdaki su oranının yüzde dört olduğunu söyleyen Vinson, bu nedenle polifenol yoğunluğunun çok yüksek olduğunu kaydetti. Vinson, meyve ve sebzelerin yüzde 90’a varan oranlarda su içerdiğini, bu yüzden polifenol yoğunluğunun daha düşük olduğunu anlattı.

Patlamış mısırın kusursuz abur cubur olabileceğini ifade eden Vinson, taneler işlem görmediği için de patlamış mısırın benzersiz olduğunu belirtti.

Mısırın, yağ, şeker, tuz gibi maddelerle patlatılmamasını da öneren Vinson, sebze ve meyvenin yerini ise tutamayacağını, çünkü bunların ayrıca çok sayıda vitamin ve mineral içerdiğini hatırlattı.

Düzenli çikolata yiyenler daha zayıf

ABD’de yapılan araştırmada düzenli olarak çikolata yiyenlerin, nadiren yiyenlerden daha zayıf olduğu ortaya çıktı.

ABD’de yapılan araştırmada düzenli olarak çikolata yiyenlerin, nadiren yiyenlerden daha zayıf olduğu ortaya çıktı. Bilim insanları, sonuçları “Archives of Internal Medicine” dergisinde yayımlanan araştırmalarında, 1000’in üzerinde kadın ve erkeğin verilerini inceledi.

Araştırmaya katılanların şeker, kalp veya diğer önemli hastalıklarının bulunmamasına dikkat edildi. Araştırmada, düzenli olarak çikolata yiyenlerin vücut kitle endeksinin daha düşük olduğu tespit edildi.

Bilim insanları, vücut kitle endeksi ile düzenli çikolata tüketimi arasındaki bu bağlantının büyük ihtimalle çikolatanın metabolizmayı canlandırıcı etkisinden kaynaklandığını belirtti.

Bilim insanları ayrıca, deneklerin düzenli, ancak makul ölçülerde çikolata yediklerinin altını çizdi.

Sebze-meyvede zehir alarmı!

Çevre örgütü Greenpeace, yaptığı araştırma sonunda, Avrupa’daki en tehlikeli ürünler listesinde ilk 3 sıraya Türkiye’de yetişen tarım ürünlerini koydu.

Çevre örgütü Greenpeace, 2009-2010 yıllarında Avrupa’nın farklı ülkelerindeki süpermarket, manav, perakende ve toptan satış yerlerinden 76 çeşit sebze ve meyve satın alarak bunları uzmanlara inceletti.

Test edilen ürünlerin bir kısmında, sınırın üzerinde kimyasal madde tespit edildi.

Araştırma sonucuna göre, incelenen ürünlerin yüzde 50’sinde zararlı organizmaları engellemek amacıyla tarımda kullanılan ‘pestisit’ türü kimyasal maddelere rastlandı.

Örgütün Almanya’da yayımladığı ‘Kimyasal maddesiz yemek’ başlıklı 26 sayfalık raporda Türkiye’yi yakından ilgilendiren kısmı ise, Türkiye’de üretilen bazı sebze meyvelerin tüketilmemesi için uyarılarıların yapılması oldu.

Vatan gazetesinin haberine göre, Türkiye’de üretilen biber, armut ve üzüm incelenen 76 çeşit meyve ve sebze içinde en tehlikeli ürünler olarak saptandı.

Greenpeace bu ürünlerin kesinlikle tüketilmemesini isterken, Türkiye’nin başta Rusya olmak üzere Ukrayna, Almanya, Hollanda gibi ülkelerden “Yolladığınız tarım ürünlerinde insan sağlığına zararlı kalıntı madde var” uyarısı aldığı biliniyor.

Tavada Kadayıf Böreği ( Refika’nın tarifi)

Çukur bir kapta veya pratik olması için boş bir kavanoza önce 1 çorba kaşığı yoğurdu, 2 adet yumurtayı, 1/3 su bardağı ayçiçek yağını ve 1/3 su bardağı sütü ve tuzu ekleyin. Bu karışımı iyice çırpın veya çalkalayın. Böylece böreğiniz tavaya yapışmayacaktır. Sonra 300 gram kadayıfı tavaya kenarları dışarıda da kalacak şekilde, tavanın 1/5 kalınlığında yerleştirin. Biraz karışım ve biraz daha kadayıf ekledikten sonra 2 büyük parça dil peynirini parçalara bölerek, koyun. Üzerine bir parça daha kadayıf ekleyip, karışımdan biraz daha dökün. Kalan parçaları üstüne katlayın ve kalan karışımı da döküp yüksek ateşte pişirin. Alt taraf çıtır çıtır olunca tavanın kapağını kapayın. Kapağı elinizle sıkı sıkı tutup tavayı 180 derece çevirerek böreği kapağa alın. Kadayıfınız, pişmiş tarafı üstte olacak şekilde çıkacaktır. Sonra sanki bir tabaktan ilave ediyor gibi, pişmemiş yeri altta kalacak şekilde tavaya kaydırın. Böylece böreği ters yüz etmiş olursunuz. Kadayıf böreğinizi isterseniz tuzlu yiyebilirsiniz, isterseniz de üzerine akçaağaç şurubu ekleyerek tatlı veya sabah kahvaltısı olarak keyfine varabilirsiniz. Yufkalı yiyeceklerde kullandığınızdan daha fazla tuz koyun, zira yufkanın aksine kadayıf tuzsuz üretilmektedir.

4-8 Kişilik

300 gr. Taze Kadayıf
2 büyük parça Dil Peyniri
2 adet Yumurta
1 çorba kaşığı Yoğurt
⅓ bardak Süt
⅓ bardak Ayçiçek Yağı
Tuz
Akçaağaç Şurubu

http://www.refikaninmutfagi.com/tarifler/kucukler/tavada-kadayif-boregi/

Tarihi değiştiren kadınlar

“Başarılı erkekleri yetiştiren anneler” veya “başarılı erkeklerin arkasındaki eşler” sıfatından sıyrılan pek çok kadın, tarihin akışını da değiştirdi

Devletlere yön veren, tek bir sözüyle imparatorlukları titreten, yaptıkları buluşlarla dünyayı güzelleştiren kadınlar, yüzyıllardır tarihin akışını değiştiriyor. Sadece “başarılı erkekleri yetiştiren anneler” veya “başarılı erkeklerin arkasındaki eşler” olmakla yetinmeyen kadınlar, tarih sahnesinde de rol aldı.
Yarın Dünya Kadınlar Günü… Uluslararası bu günde kadınların daha iyi koşullarda yaşamlarını sürdürebilmesi ve haklarına sahip çıkması gündeme gelirken, tarih boyunca bazı kadınlar farklı biçimlerde ülkelerinin kaderini, yaşamın akışını değiştirdi.
Ali Çimen’in kaleme aldığı “Tarihi Değiştiren Kadınlar” kitabı, tarihe yön veren bu kadınlardan bazılarının yaşam öykülerini bilinmeyenleriyle okura sunuyor. İşte tarihin akışını değiştiren bazı kadınlar:

Kleopatra: “Tüm korkunç ve garip olaylara kapımız açık ama konfordan rahatsız oluruz”… Mısır’ın içinden geçtiği çalkantılı duruma bu sözlerle atıfta bulunan Kleopatra, tarih sahnesine M.Ö. 51 yılında babası Kral Ptoleme’nin ölümüyle çıktı. O, babası öldüğünde daha 18 yaşındaydı. Yeni şartlar ışığında krallık onun ellerine kalırken, bir sorun vardı. Kurallara göre ülkesini kendi başına yönetemiyordu. Dönemin şartlarına uygun olarak kardeşiyle evlenmek zorundaydı ancak onun tahtı paylaşmaya niyeti yoktu. Gelenekçi saray ahalisini kızdıran Kleopatra, saray darbesiyle devrilince Mısır’dan ayrılmak zorunda kaldı. Geçen zaman içinde karşısına dünyayı titreten bir güç çıktı: Sezar. Tanıştıklarında Kleopatra 21, Sezar 50 yaşındaydı. Sezar’dan 1 çocuk da doğuran Kleopatra, yaşamını Mısır’ı dönemin ezici gücü Roma’dan korumaya adadı. Buna karşın ölümünün ardından ülkesi, Roma İmparatorluğunun vilayetlerinden biri oldu. Suikastlar ve savaşlarla örülü bir sahnede başrol oynayan Kleopatra’nın yaşamı, romanlara, filmlere, tiyatro oyunlarına konu oldu. Ancak dönemin tarihçilerine göre 39 yaşında hayata veda etti. Elini Mısır kobra yılanlarının bulunduğu bir sepete sokarak kendini kasıtlı olarak zehirletmişti. Zira, dönemin Mısır inanışına göre kobra zehiriyle ölmek insanı ölümsüz kılıyordu.

Jeanne D’Arc: Yüzyıl Savaşlarının pençesi altındaki Kıta Avrupasında halkı bitkin, ordusu perişan Fransa’nın en karanlık döneminde ortaya çıkan genç kahraman, ülkesini bu hazin durumdan kurtardı. Orleans’ta başına geçtiği Fransız ordusu ile İngiltere’yi bozguna uğrattığında 17 yaşındaydı. İngilizler, kendilerine karşı savaşan Jeanne D’Arc’ı düzmece bir mahkemede yargılayarak erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kafir olduğu iddiasıyla yakarak öldürdü. Yakanları bugün kimse tanımasa da o gencecik kadın efsaneleşip romanlara, filmlere konu oldu.

Hürrem Sultan: “Gül yüzünden uzak kalalı nice canlar verdim/Geceleri sabahlara kadar feryat ederim”… Bu sözleri dünyayı titreten bir padişaha yazdıran genç bir kadındı: Hürrem Sultan. Doğduğu topraklardan koparılıp zamanın en kudretli imparatorluğunun başkentine getirilen Anastasia, Ukrayna’ya yapılan akınlardan birinde esir edilip satılmıştı. İstanbul’a getirilerek Osmanlı Sarayına alındı, ilk günlerini Topkapı Sarayında değil, muhtemelen Kırım, Manisa veya İstanbul’daki diğer saraylardan birinde geçirdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Pargalı İbrahim Paşa tarafından Topkapı Sarayı’na getirilen genç kızın ismi, Hürrem olarak değiştirildi. Padişah tarafından tanınıp sevilince onun hayatına giren üç kadından biri oldu. İlk çocuğu Mehmet doğduğunda onun nikahlı eşi olmak istediğini padişaha ileten Hürrem Sultan, Kanuni’ye 5 evlat verdi. 5 çocuğunun doğumunun ardından muradına nail olan Hürrem Sultan, tarihe “kendisine nikah kıyılmış tek Osmanlı saray kadını” olarak geçti.

I. Elizabeth: Daha 2 yaşındayken annesi Anne Boleyn idam edilen I. Elizabeth, gayrimeşru olduğu duyurularak tahttan indirildi. Üvey annelerinin büyüttüğü Elizabeth, tahta çıkan kardeşi tarafından hapsedildi. Tüm engellemelere karşın iktidarı ele geçirdi. Dini özgürlük tanıdığı Katoliklerin suikastına uğradı. Ordusunun başına geçip İspanyol donanmasını bozguna uğratan Elizabeth, başına geçtiğinde fakirlik ve mezhep savaşlarının eşiğindeki İngiltere’yi dünyanın en zengin ve kudretli ülkelerinden birine dönüştürdü. 45 yıl boyunca iktidarda kalan, dünyayı titretmesine karşın sadece “fareden” korkan Elizabeth, yaşamı boyunca hiç evlenmedi. Buna karşın neden evlenmediğini sorgulayan parlamentoya şu karşılığı verdi: “Ben zaten İngiltere ile evliyim”.

Florence Nightingale: Zengin bir ailenin kızıydı. Kardeşlerinin gözü süste, eğlencedeyken o sürekli okuyor ve insanlığa faydalı olmanın yollarını arıyordu. Arayışı kendi ifadesiyle “Tanrı’nın ona yaptığı çağrıya uyarak” hemşireliğin temellerini atacağı bir yaşam sürmeye karar vermesiyle noktalanacaktı. Kırım Savaşı esnasında sergilediği insan üstü performansıyla önce İngiliz askerlerinin, sonra tüm ulusun kahramanı oldu. Sürekli çalıştı, hasta olup görme yeteneğini kaybettiğinde bile… Adı okullara verildi. Mesleğinin dünyanın en saygın uğraşlarından birine dönüştürdü.

Marie Curie: Fakir ama kalbi eğitim için atan bir ailenin çocuğu Marie, yaşamı boyunca bilimin sınırlarını zorlayacak hayaller kurdu. Hayatı pahasına hayallerini gerçekleştirdi. Ölümcül radyolojiyi kadınsı hassasiyeti ile “evcilleştirip” insanlığın hizmetine sundu. Radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalarda 2 kez Nobel Ödülü kazandı. Radyoloji biliminin kurucusu Madam Curie, aynı zamanda Nobel alan ilk kadındı.

Helena Rubinstein: Eğitimini yarım bırakan ve zorla evlendirilme tehlikesi belirince başka bir kıtaya kaçan Helena, garsonluk ve dadılık yaptı. Doğru insanlarla tanışıp isabetli adımlar attı. İnsanoğlunun en ağır basan güdülerinden biri üzerine, “güzel görünmeye” oynadı. Kozmetik sanayinin kollarının önce Amerika’yı, sonra tüm dünyayı sarmasının mimarı oldu. Milyar dolarlara ulaşan güzellik şirketi kuran Rubinstein, “çirkin kadın yoktur, tembel kadın vardır” sözleriyle kozmetiğin gücünü de özetledi.

Margaret Thatcher: 1925 yılında manav baba ile tezgahtar annenin kızı olarak dünyaya geldi Margaret Hilda Roberts. Burslu okudu. Oxford’a girmeyi başaran genç kadın, üniversitenin Muhafazakarlar Derneği Başkanı seçildiğinde siyasi çizgisini de belirlemiş oldu. Kimya ve hukuk dallarından dereceyle mezun oldu. Politakaya düşkünlüğü, 1950 ve 1951 yıllarında Muhafazakar Parti’nin en genç adayı olarak katılması ve henüz 35 yaşındayken parlamentoya girmesi ile sonuçlanacaktı. Bu arada seçim çalışmaları sırasında tanıştığı Sir Denis Thatcher ile hayatını birleştirdi. 1970 yılında Eğitim ve Bilim Bakanı olan Margaret Thatcher, 1979 yılında İngiltere’nin ilk kadın başbakanı oldu. Taviz vermez politikaları nedeniyle “Demir Leydi” ismi verilen Thatcher, 20. yüzyılın son 20 yılına damgasını vurdu. Soğuk Savaş döneminin en önemli aktörlerinden olan Thatcher, özelleştirme ve dolaylı vergilendirme politikalarıyla da tanındı.

Benazir Butto: İslam coğrafyasının ilk kadın başbakanı Benazir Butto, Pakistanlı bir toprak ağasının çocuğuydu. ABD’de ve İngiltere’de eğitim gördü. Aileden miras alınan siyaset, onu iki kez ülkesinin başbakanı yaptı ancak her ikisi de kısa sürdü. Birinde darbeyle, diğerinde yolsuzluk iddialarıyla görevden alındı. Cesur bir politikacı olmasıyla tanınan Butto’nun babası askeri darbeyle, kardeşi suikastla ortadan kaldırıldı. Tüm bunlara rağmen yılmayan Butto, bir kez daha ülkesinin idaresine soyunmuştu ki bomba ve kurşunlar onu yaşam sahnesinden sildiyse de tarihten silemedi.

‘Ruh eşi’nizi ararken boşa vakit harcamayın

Romantik filmler, aşk romanları bizi hep herkesin bir “ruh eşi” olduğuna inandırır. ‘O’nu bulduğunuz zaman da hayatınızın sonuna kadar mutlu yaşayacağınız mesajı verilir. Psikolog Jean Cirillo gerçekte durumun farklı olduğunu, “ruh eşi” aranırken boşa vakit harcandığını belirtti.

ABD’li psikolog Jean Cirillo “iVillage” sitesine verdiği röportajında ideal sevgiliyi bekleyenlerin taliplerini kaçırdığını belirtti.

Cirillo sözlerine şöyle devam etti: “Ruh eşi” miti insanların hayatlarının sonuna kadar beraber olacakları “diğer yarıları”nın dünyanın bir yerinde yaşadığına inanmasıyla ortaya çıktı. Bu inanç da Noel Baba efsanesi gibi gerçek hayatta yer bulmuyor. Bu fikre saplanıp kalanlar hayatta gerçek ilişki fırsatlarını kaçırıyorlar.”

İlişki yaşayan iki kişinin birbirileri hakkında bilmedikleri bazı şeyler olmasının ilişkiye heyecan katacağını belirten Cirillo şunları söyledi: “Herşeyinizin bire bir aynı olduğu bir partnerle yaşanacak ilişki tutkuya açık değildir.”

Seks yapılan yeri gösteren prezervatif

Yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz yerleri işaretlediğimiz birçok sosyal medya sitesi ve uygulamaya alışmıştık. Ancak seks yapılan yeri ve zamanı gösteren ‘Onu nerede taktın’ sosyal medya çılgınlığına yeni bir boyut getirdi.

Seks hakkında konuşmanın tabu olduğu yılları çoktan geçtik. Hatta izlediğimiz videokliplerin, reklamların ve dizilerin büyük çoğunluğu seks ve seksle ilgili imgeler üzerine kurulu. Bu durumun getirdiği sonuçlardan biriyse korunmasız ve genç ebeveynlikler…

Bu konuda Tuğba Ekinci’nin ‘Condom’ adlı şarkısı yeterince sonuç vermemiş olacak ki Amerika’da aile planlaması konusunda çalışan Planned Parenthood of the Great Northwest (PPGNW) adlı kuruluş QR kodlu 55 bin adet prezervatif dağıttı.

Prezervatiflerle yapılması gereken ise seks yapan kişinin prezervatifi akıllı telefonuna okutarak WhereDidYouWearIt.com (Onu nerede taktın?) sitesinde seks yaptığı yeri ve zamanı işaretlemesi.

İstenmeyen gebeliklerin ve cinsel yollarla bulaşan hastalıkların önüne geçilmesi konusunda prezarvatifin elzem olduğunu dile getiren PPGNW Yeni Medya Koordinatörü Nathan Engebretson, bu sayede prezervatif kullanımının ‘eğlenceli bir şekilde’ yaygınlaştırılmasını amaçladıklarını söylüyor.

Devlet liseleri ve üniversitelerinde dağıtılan prezervatif telefona okutulduktan sonra siteye cinsel ilişkiye dair yorumlar yapılabiliyor. Hatta “Biraz daha iyi olabilir”den “Gökkuşakları çıktı, dağlar titredi”ye giden bir skalada puan verilebiliyor.