Mini buzul çağı geliyormuş

İngiltere’de yapılan iklim araştırmasında şok sonuçlar çıktı. Dünyada 1997 yılından beri hava sıcaklıkları yükselmiyor. Küresel ısınma devri bitti, mini buzul çağı başlıyor.

Dünya gündeminin değişmez maddelerinden biri olan küresel ısınma, bir grup İngiliz bilim insanına göre bitti. İngiliz Meteoroloji Dairesi’yle prestijli iklim araştırma çalışmalarıyla tanınan East Anglia Üniversitesi’nin, sonuçlarını geçtiğimiz hafta yayımladığı ortak araştırmaya göre, küresel ısınmanın yerini artık, ‘mini buzul çağı’ alıyor.

Soğuk hava dalgasının adı Almanya ve Doğu Avrupa’da Cooper diye anılıyor. 30 bin ayrı meteoroloji ölçüm istasyonundan gelen verilere dayanarak gerçekleştirilen çalışmada, dünyada hava sıcaklıklarının yükselmesinin, 1997 yılında durduğu bulgusuna ulaşıldı. Dahası, önümüzdeki 15 yılın, Güneş faaliyeti nedeniyle daha da soğuk geçmesi bekleniyor. ‘25. Döngü’ denilen bu süreçte sıcaklıklar 2022’de dibe vuracak. Öyle ki, 1790 ile 1830 yılları arasında Avrupa Kıtası’nda ortalama sıcaklıkları 2 dereceye kadar düşüren soğuklara ulaşılması, hatta bunun da ötesine geçilmesi, olası senaryolar arasında sayılıyor.

Hayata yenilmemenin sırrı onlarda

İnsanların büyük çoğunluğu boşanmadan, işsizliğe, başarısızlıktan yakınların kaybedilmesine hayatın türlü zorlukları ile yüzleştiğinde zaman zaman depresyona girer, morali çöker. Ancak böyle bir duygusal çöküntüyü hiç yaşamayan tanımayanlar da var. Peki bu nasıl oluyor?

Manchester Üniversitesi’nden psikolog Dr Rebecca Elliott’a göre hepimiz bir eğri üzerine serpiştirilmiş durumdayız. Elliott “Bir uçta çok hassas durumdakiler var. Çok düşük düzeyde stres karşısında, hatta hiç stres varolmayan durumlarda bile ruh sağlıkları bozulabiliyor. Diğer uçta ise feleğin tokadını yemiş, türlü olumsuz deneyimler yaşamış ancak yine de iyimser ve olumlu bir bakışı koruyabilenler var.” diyor.

‘METANET’ EDİNİLEBİLİR BİR ŞEY Mİ?
Doktor Elliott’a göre insanların büyük bölümü ise ortalarda bir yerde… Birileri için mümkünse; ‘metanet’ edinilebilecek, öğrenilebilecek bir şey mi o halde? Örneğin izleri beynin kimyasında bulunabilir mi? Ya da sinir sistemindeki iletim mekanizmalarında? Doğuştan sahip değilsek, sonradan metanete kavuşabilir miyiz?

Tüm bu soruların ortak yanıtı: Bilmiyoruz. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 120 milyon kişi depresyondan muzdarip olduğu için, bulmak durumundayız. Hele de uzmanlara göre depresyona teslim olanların sayısı günümüzde geçmişe göre artıştayken ve depresyon gençler arasında da yayılırken…

KADINLARIN DEPRESYONA GİRME ORANI ERKEKLERİN 2 KATI
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yüksek gelir grubundaki ülkelerin halklarının yüzde 15’i hayatlarının bir aşamasında depresyon yaşıyor. Orta ve düşük gelir düzeyindeki ülkelerde oran yüzde 11 olurken, genelde kadınların depresyona girme oranı erkeklerin iki katı.

Dr. Bill Deakin, Rebecca Elliott ve ekipleri, İngiltere Tıbbi Araştırmalar Konseyi desteği ile bunu sağlamaya çalışıyor. Beynin işlevlerini incelediklerini anlatan Bill Deakin, bunların başında farklı ortamlara uyum sağlamamızı kolaylaştıran bilişsel esnekliğin ve beynin üzüntülü anılardansa mutlu anıları işleyip saklamaya ne ölçüde odaklandığını anlamanın geldiğini söyledi.

Manchester’da yapılan çalışmada gönüllüler önce dört kategoriden birine yerleştirildi. Bu kategoriler yüksek ve düşük stres ile depresyonlu ve depresyonsuz yaşamı eşliyordu. Sonra stres altındaki hormon düzeylerinin ölçülmesi için tükürük örnekleri alındı, beyinleri işlevsel MR denilen ve beynin hangi alanının aktif olduğunu gösteren görüntüleme sistemleri ile incelendi. Duygusal yükü yoğun resimler gösterilen deneklerden bunları ezberleyip hatırlamaları istendi.

İlk verilere göre daha metanetli olarak tanımlanabilen kişiler resimlerdeki mutlu yüzleri daha kolay hatırlarken, üzüntülü ya da korkulu yüzleri kolay tanıyamıyor. Kişinin ‘metanet’ düzeyi yükseldikçe, olumlu sözcük ve imgelerin belleklerinde kalıcılığı artıyor.

Uzmanlar araştırma sonuçları doğrultusunda bireylerin profilini çıkarabilmeyi umuyor. Bunun sonucunda ilk akla gelen çözüm belirlenen kilit belirteçler doğrultusunda bir sohbetle terapi yöntemi geliştirmek.

METANET HAPI?
Uzmanlar bir tür “metanet hapı” geliştirilmesi beklentileri karşısında ise temkinli. Rebecca Elliott “Bu teorik olarak mümkün olabilir ama insanlar bu tür bir ilaç almak ister mi bilmiyorum” diyor.

Yolu ne olursa olsun, insanın zorluklara karşı dayanma gücünü artıracak bir yol bulma fikri, yine de uğrunda çalışmaya değer görünüyor.

Zaman Tüneli’ne geçmek artık zorunlu

Sosyal paylaşım sitesi Facebook’un aralık ayında uygulamaya soktuğu Zaman Tüneli’ne geçmek artık bir zorunluluk oluyor. Veri güvenliğini savunanlar bu geçiş için sürenin daha uzun tutulmasını talep ediyor.

Bir Facebook sözcüsü çarşamba günü yaptığı açıklamada Zaman Tüneli’ne (Timeline) geçişin artık kullanıcılar açısından zorunlu hale geldiğini duyurdu. Açıklamada kullanıcıları bilgilendirmeden herhangi bir değişikliğin yapılmayacağı vurgulandı. Kullanıcıların kendi profiline girip uygulamayı başlattıktan sonra yedi günlük bir süre içinde profillerinde gerekli değişiklikleri yapmalarının da mümkün olduğu ifade edildi.

Profil sayfasının yerini alan Zaman Tüneli’nde kullanıcıların tüm paylaşımları geriye doğru kronolojik bir biçimde sergileniyor. Böylece paylaşılan tüm bilgiler bir hayat hikayesi şeklinde tek bir sayfada toplanıyor. Bazı kullanıcılar bir zamanlar Facebook üzerinden paylaştıkları ve artık unutmak istedikleri fotoğrafların yeni uygulama ile tekrar karşılarına çıkmasından rahatsız.

UZMANLAR TEPKİLİ
Hamburg eyaleti veri koruma görevlisi Johannes Caspar yedi günlük sürenin çok kısa olduğunu savunarak kullanıcılara en az dört haftalık bir süre tanınması gerektiğini vurguluyor. Caspar, “Eğer Zaman Tüneli’ne geçip geçmeme konusunda bir seçim yapma imkânı kalmayacak olursa, verilerin internette ifşa edilmesi konusunda sosyal baskı daha da yükselecektir” uyarısında da bulunuyor.

Schleswig-Holstein eyaleti veri koruma görevlisi Thilo Weichert ise “Facebook’un tutumu aşırı derecede küstah” diye konuştu. Weichert, düzenlemenin bugüne kadar verilen güvencelere aykırı olduğunu da sözlerine ekledi.

Kırmızı tabak kilo verdirtiyor

Bilim adamları, kırmızı bir tabaktan yemek yemenin, diyet yapan kişilerin kilo vermelerinde yardımcı olduğunu yaptıkları araştırma ile ortaya koydular.

Alman ve İsviçreli akademisyenler tarafından gerçekleştirilen bir çalışmaya göre yemekleri kırmızı tabaklarda servis etmek ya da kırmızı bardaklardan içmek tüketimi yaklaşık yüzde 40’a kadar kesiyor. Genelde kırmızı renk “tehlike, yasak ve dur” gibi düşüncelerle ilişkilendirildiği için atıştırmayı önlüyor.

Çalışmada, 41 erkek öğrenciden kırmızı veya mavi etiketli kupalardan çay içmeleri istendi. Öğrencilerin kırmızı etiketli kupalardan yüzde 44 daha az içtikleri belirlendi. Çalışmanın ikinci kısmında ise 109 kişiye kırmızı, mavi veya beyaz tabakların her birinde on tane çubuk kraker verildi. Kırmızı tabaklı olanlarda daha az çubuk kraker yendiği ortaya çıktı.

Uzmanlar bunun üzerine, devletin ve gıda endüstrisinin sağlıksız gıdalarda caydırıcı olarak kırmızı paket kullanmalarının yararlı olacağını iddia ediyorlar.

‘Olağanüstü Kadınlar’ NTV’de

NTV Belgesel Kuşağı’nda bu kez ekran sıradışı kadınların. BBC belgeselinde (Extraordinary Women) Grace Kelly’den Indira Ghandi’ye kadar tüm zorluklardan zaferle çıkmış sıradışı kadınların, 20. YY’ın ilham verici ikonlarının hikayelerini izleyeceksiniz.

Her şeyleri var gibi görünüyordu: Cazibe, güç, varlık ve hayranlık… Grace Kelly, Coco Chanel, Audrey Hepburn, Indira Gandhi, Madame Chiang Kai Shek… Hepsi tüm dünyada milyonlar tarafından tapılırcasına hayranlık duyulan, sevilen ve hatta bazen korkulan sıradışı kadınlar. Bunlar bir kadının bir erkekle eş değerde olabileceğini kanıtlayan kadınların öncüleriydi. Ve nihayet her biri zorluklardan zaferle çıkmış ve 20. Yy’ın ilham verici birer ikonu haline gelmişlerdi. Ancak toplumsal başarının gerisinde çoğu zaman kalp kırıklıkları ve kişisel trajediler yatmaktaydı.

Arşivler, röportajlar ve dramatik canlandırmalarla 13 bölümden oluşan bu belgeselde sıradışı kadınların elde ettikleri karşılığında ödedikleri bedel gözler önüne seriliyor.

‘Olağanüstü Kadınlar’ Her şeye sahip olmak mümkün mü? Birinci Bölüm Pazar günü saat 22:00’de NTV Belgesel Kuşağı’nda.

İşte belgeselde izleyeceğimiz sıradışı 13 kadın:
Madame Chiang Kai-Shek (1897-2003) Çin First Lady’si
“Kendi kaderimizi kendimiz yazarız, ne yaparsak oyuz”

Coco Chanel (1883-1971) Fransız moda tasarımcısı
“Sadelik gerçek şıklığın anahtarıdır”

Grace Kelly (1929-1982) Amerikalı aktrist ve Monako Prensesi
“Eğer biri beni dekor olarak kullanmaya başlarsa New York’a geri döneceğim”

Indira Gandhi (1917-1984) Hindistan Başbakanı
“Yumruğunuzu sıktığınız elinizle tokalaşamazsınız”

Hedy Lamarr (1913-2000) Avusturyalı aktris ve bilim insanı
“Beni ikinci sınıf gören bir adamla evlenmekten vazgeçmeliyim.”

Martha Gellhorn (1908-1998) Amerikalı romancı, savaş muhabiri ve gazeteci
“Giderek insanların gerçekten çok yalanları kabullenmeye hazır olduğunu farketmeye başladım”

Audrey Hepburn (1929-1993) İngiliz aktris ve yardımsever
“Benimki gibi bir yüzün fotoğraflarda yer alacağını hiç düşünmemiştim.”

Maria Montessori (1870-1952) Italyan doktor
“Eğitim spontane olarak gerçekleşen doğal bir süreçtir”

Amelia Earhart (1897-1937) Amerika’nın en önemli kadın pilotu
“Cesaret, hayatın huzur bağışlamak icin talep ettiği fiyattır.”

Agatha Christie (1890-1976) İngiliz polisye yazarı
“Her kadın eğer isterse ona aşık olan bir adama istediğini yaptırabilir.”

Josephine Baker (1906-1975) Amerikalı dansçı ve aktris
“Gerçekten çıplak değildim. Sadece üzerimde kıyafetlerim yoktu”

Wallis Simpson (1896-1986) Amerikalı sosyalist
“Asla çok zengin veya çok ince olamazsınız”

Dr. Ruth Westheimer (1928) Soykırımdan kurtulan Siyonist nişancı
“Bizim yolumuz yumuşak çimenlerden değil, kayalarla dolu bir dağ yolu. Ama yukarı, ileri ve güneşe doğru…”

Teflon bağışıklık sistemini zayıflatıyor

ABD’de yapılan araştırma, teflon yapımında da kullanılana PFOA maddesinin çocuklarda tetanos ve difteri aşılarının etkisini azalttığını gösterdi.

Teflon ve diğer yapıştırmaz yüzeylerin, şekerleme ambalajlarının, patates kızartması ve pizza kutularının, kâğıt tabakların üretiminde kullanılan perflorooktanoik asit (PFOA) maddesinin çocukların bağışıklık sistemini zayıflatabileceği belirlendi.

ABD’nin Harvard Üniversitesi’nden bilim insanları, Danimarka’da 1999-2001’de doğan 587 çocuğun sağlık durumunu inceledi. Bu çocukların tetanos ve difteri aşılarına karşı bağışıklıkları 5-7 yıl araştırıldı.

Çocukların anne karnında ve doğumdan sonra bu kimyasallara ne kadar maruz kaldıklarını belirlemek amacıyla gebelik boyunca ve çocuklar 5 yaşına gelene kadar anne ve çocukların kan serumuna bakıldı.

Araştırma sonunda PFOA’ya fazla maruz kalan çocukların kanında tetanos ve difteri aşılarından sonra antikor seviyesinin daha düşük olduğu belirtildi.

BU MADDELERİN OLUMSUZ ETKİLERİ AZ BİLİNİYOR
Araştırmacılar, antikor seviyesinin düşük olmasının bu çocuklarda uzun vadede tetanos ve difteriden korunmak için yeterli bağışıklık geliştirilememesi olasılığını arttırdığına dikkati çektiler.

Grandjean ve ekibi, daha önce fareler üzerinde yapılan araştırmaların bu kimyasallara maruz kalan hayvanlarda bağışıklık sisteminin kaybolduğunu gösterdiğini hatırlatarak, bu maddelerin olumsuz etkilerinin insanlardaki olumsuz etkilerinin az bilindiğini vurguladı.

Amerikan JAMA dergisinde yayımlanan araştırma, bu kimyasalların anne gebeyken bebeğine, doğumdan sonra ise çevresel etkenler nedeniyle çocuğa geçebildiğini gösteren ilk araştırma özelliğini taşıyor.

Kızartma aklandı, yumulun patatese :)

İspanya’da yapılan bir araştırmada zeytinyağı ve ayçiçek yağında kızartıldığı sürece, kızarmış yiyeceklerin kalp için düşünüldüğü kadar kötü olmayabileceği sonucuna varıldı.

Madrid Otonom Üniversitesi’ndeki uzmanların 40 bini aşkın yetişkin üzerinde yaptığı araştırmaya göre, zeytinyağı ya da ayçiçek yağında kızartılan yiyecekler kalp hastalığı, ya da yeme alışkanlıklarına bağlı erken ölümlere yol açma riskini arttırmıyor. Ancak, uzmanlar bu durumun hayvansal yağlar için geçerli olmadığına dikkat çekiyor.

11 yıl süren araştırmanın başlangıcında katılımcıların hiçbirinde kalp hastalığı yoktu. Araştırmada, katılımcılara normal bir hafta boyunca neler yedikleri ve yiyecekleri nasıl hazırlayıp, pişirdikleri soruldu. 11 yılın sonunda, 606 katılımcıda kalp hastalığına rastlandı ve 1134’ü öldü.

KIZARTMAYLA DEĞİL YAĞIN TİPİYLE ALAKALI
Kalp hastalığına yakalananlar incelendiğinde de, hastalıklarla kızarmış yiyecekler arasında bir bağa rastlanmadı. Uzmanlar da bunun kızartmalarda kullanılan yağın tipiyle ilgili olduğu sonucuna vardı.

Çalışmayla ilgili bir yazı kaleme alan Almanya’nın Regensburg Üniversitesi’nden Profesör Michael Leitzmann, “Bu araştırma, kızarmış yiyeceklerin kalp için kötü olduğu algısının, eldeki kanıtlarla desteklenmediğini gösteriyor” dedi.

AKDENİZ DİYETİ
Düşük yağlı, bol lif içeren sebze ve meyve ve taze balık içeren Akdeniz tipi beslenme usun süredir sağlıklı kabul ediliyor. Akdeniz tipi beslenmeyle ilgili yapılan çok sayıda araştırma, bu diyetin kanser ve kalp hastalığı riskini azalttığı sonucuna varmıştı.

İngiliz Kalp Vakfi’dan diyetisyen Victoria Taylor ise, “Bu çalışmadaki katılımcılar, zeytinyağı ve ayçiçek yağı gibi doymamış yağlar kullanıyor. Biz de tereyağı ve diğer hayvansal yağlardan vazgeçilmesini tavsiye ediyoruz” dedi.

Taylor ayrıca, “Ancak hangi yağ kullanılırsa kullanılsın, yağ oranının fazla olması daha çok kalori ve daha çok kilo alınması anlamına geliyor. Bu durum da kalp hastalığı riskini arttırıyor. Sağlıklı bir kalp için en iyisi, çok fazla sebze ve meyveyle, çok az fazla yağlı gıdanın tüketildiği dengeli bir diyet” diye de ekledi.