Ramazan’da sofralar şenlenecek

Ev hanımlarının, profesyonel aşçıların ve kendini denemek isteyenlerin özellikle yöresel yemeklerle hünerlerini göstereceği iftar ve sahur sofraları şimdiden iştah kabartıyor.

Ev hanımlarının, profesyonel aşçıların ve kendini denemek isteyenlerin özellikle yöresel yemeklerle hünerlerini göstereceği iftar ve sahur sofralarının hazırlıkları, 16 saat civarında oruç tutacakların iştahını şimdiden kabartıyor.
İftar sofraları için birbirinden lezzetli yemeklerin hazırlandığı Erzurum’da insanlar orucunu yöreye özgü ayran aşı çorbasıyla açıyor. Ayran aşı çorbası, kıymalı yumurta, lor dolması gibi yemeklerin hazırlandığı kentte, kadayıf dolması ve cağ kebabı her yıl vazgeçilmez lezzetler arasına yerini koruyor.Kadayıf dolması ile cağ kebabı da kentteki popülerliğini her daim koruyor.

Erzincan’da Ramazan denilince ilk akla gelen lezzetler kesme, gendime ve kırdo çorbaları, keşkek, ekşili, babuko, kelecoş, sırın ve etli yaprak sarması yemekleri, tandır ketesi ve kasefe tatlısı.

PİLAVLI KAZ VAZGEÇİLMEZ LEZZET
Ağır kış koşullarının yaşandığı Ardahan’da kışın bakması zor olduğu için yazın kesilen kazlar kışlık olarak kurutuluyor.
Pilavlı kaz, kentte Ramazan sofraları için vazgeçilmez lezzetlerden biri. Bunun yanı sıra ayran aşı, helle aşı ve püşrük aşı gibi çorbalar, mafiş, kayıtma, hingel, kete gibi hamur ürünleri, lokum tatlısı, un helvası ve hasuta tatlıları da sofraları süslüyor.

İÇLİ MUŞ KÖFTESİ
Yöreye özgü içli Muş köftesi, hazüt dolması, kırçikli kelem dolması ve jağ yemekleri vazgeçilmez lezzetler arasında yer alıyor.
Bölgenin yöresel yemeklerinde biri de dağda doğal olarak yetişen jağda otundan yapılan yemeklerdir. Bahar ayında yetişen jağda bitkisi toplanarak Ramazan sofralarına hazırlık için turşusu kuruluyor.
Kars’ta Ramazanda sıkça yapılan piti yemeği, kuzu etine nohut ve sarı kök katılarak haşlanır, daha sonra fırında pişirilip servis edilir. Ekşili et yemeği yapılırken ise küçük küçük kesilen et parçaları kendi suyunda pişirilip, halka şeklinde doğranan soğan ve domatesler ete eklenir. Maydanoz ve baharatların da eklediği ekşili etin içerisine limon eklenerek, servise hazır hale getirilir.

IĞDIR’DA PİTİ KEBABI
Iğdır’da da Ramazan sofralarının en meşhuru piti kebabıdır. Yöredeki diğer ismi ”Bozbaş” olan bu etli yemeğin, İran mutfağından Türkiye’ye geçtiği sanılıyor. Piti yemeği kırmızı et, kuru soğan, patates, domates ve kırılmış nohuttan yapılıyor. İçerisine katılan sarı kök, yemeğe ayrı bir lezzet katıyor.
Ramazan sofralarında taş köfte de sıkça yapılan yemekler arasına yer alıyor.
Gaziantep’te ekşili taraklık, et kızartma, ciğer kavurma, terbiyeli köfte, yuvarlama, kabaklama, doğrama, şiveydiz, keme kebabı, patlıcan kebabı, altı ezmeli, islim kebabı, patlıcan kebabı gibi ana yemekler kentte Ramazan sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.
Köfte kültürüne de sahip olan Gaziantep’te içli köfte, sini köftesi, omaç ve ekşili ufak köfte de tadımlık olarak Ramazan sofralarında bulunuyor.
Yemeklerden sonra ise ünlü Gaziantep tatlıları, sofraların vazgeçilmezleri. Baklava, sütlaç, zerde ve helva genellikle her sofrada yerini alıyor.

EKŞİLİ ÇORBA VE MARAŞ ÇÖREĞİ
Kahramanmaraş’ın yöresel ekşili çorbası ve Maraş çöreği, kentteki Ramazan sofralarının olmazsa olmazları arasında geliyor.
Bunların yanı sıra, kentteki Ramazan sofralarını tarhana çorbası, yoğurtlu ve şehriyeli çorbalar, içli köfte, sömelek köfte, bezdirme, yoğurtlu köfte, sulu yağlı köfte, dövme pilavı, fıstıklı içli köfte, sarma ve mumbar dolması gibi yemekler zenginleştiriyor.
Tatlı olarak ise ev kıvrımı, kadayıf çeşitleri, harmanda baklavası, tulumba tatlısı, lokma tatlısı, çullama, irmik tatlısı, peynir tatlısı ve revani tercih ediliyor.
Adıyaman’da Ramazan sofralarında kentte genellikle zeytinyağlı yemekler göze çarpıyor. Zeytinyağlı sarma, dolma, fasulye ve etli kaburga dolması, ana yemeklerden bazıları.
Yemeklerin ardından ise revani, şekerpare, evde hazırlanmış baklava ve burma tatlısı Ramazan sofralarını zenginleştiriyor.
Kilis’te ise Ramazan sofralarında çorba olarak genellikle ezogelin ve yayla tercih ediliyor.
Etli yemekler ise kentin olmazsa olmazları arasında. Ramazan sofralarının vazgeçilmezleri imam bayıldı, ali nazik, patlıcan kebebı, ekşili ve yoğurtlu köfte, Kilis tavası, teşrube, ekşili yahni, kümbülmüşvüye, sucuk hamra, öcce, oruk, içli köfte lebeniye ve yaprak sarması kentteki sofralarda yerini alıyor.
Ana yemeğin ardından ise tatlı olarak Kilis’te geleneksel Ramazan gerevici, katmer, ve peynirli künefeyle ağızlar tatlanıyor.

ŞANLIURFA’DA KEBAPLAR POPÜLER
Şanlıurfa’da pişirilen buğdayın yoğurtla karıştırılmasıyla yapılan ve soğuk servis edilen lebeniye (ayran çorbası) ile meyan kökünden yapılan meyan şerbeti, son yıllarda yaz aylarına denk gelen Ramazan ayında, kavurucu sıcaklarda insanın içini serinletiyor. Lebeni ve meyan kökü, bu nedenle iftar saatlerinde ilk tüketilen yemekler arasında yer alıyor.
Daha çok ete dayalı bir yemek kültürüne sahip olan kentte içli köfte, ciğer ve kebap çeşitleri ile lahmacunun yanı sıra çiğköfte de sofraların vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.
Bir çok yemeğin yanında ikram edilen domates, salatalık gibi sebze ve yeşilliklerin ezilmesiyle hazırlanan Bostana salatası da ramazan sofralarının vazgeçilmezlerinden biri olarak ön plana çıkıyor.
İftar sofralarında fıstıklı ve cevizli künefe, şıllık tatlısı veya pekmezin susam ve çeşitli baharatlarla kaynatıldıktan sonra kurutulmasıyla hazırlanan küncülü akıt da kentin leziz tatları arasında.

MIHLAMA VE KARA LAHANA SARMASI
Rize’de Ramazan ayında sofralar mıhlama, kara lahana sarması, turşu ve tava yemekleri ile şenleniyor.
Gümüşhane, Artvin ve Bayburt’ta Ramazan ayında sofralarda sıkça rastlanan yiyecekler arasında erişte ve siron bulunuyor.
Hamurdan kesilerek hazırlanan makarnadan, çökelek ve kurutulmuş nane katılarak yapılan çorbalar, iftar sofrasından eksik edilmiyor. Yine hamurun orta kalınlıkta uzun şeritler halinde kesildikten sonra yuvarlanması ve kurutulmasıyla hazırlanan siron yemeği ile erişte Ramazan ayının vazgeçilmez lezzetleri arasında sayılıyor.

OSMANLI SOFRASININ LEZZETİ
Çorum’a özgü içi boş mantıdan keşkeke, geceleri sahur için yapılan tava mayalısından Ramazan’a özel açılan yufka ekmeklerine ve has baklavalara kadar birçok yemek ve tatlı, Çorum sofralarını süslemeyi bekliyor.
Yeşil mercimek ve çekilmiş yarma ile pişirilen ve lezzetini tereyağlı sosundan alan çatalaşı çorbası, sıcak havalara rağmen Ramazan geleneklerini aile büyükleriyle yaşatanların menüsünde yer alıyor.
Çorum’un İskilip ilçesine özgü meşhur İskilip dolması ise, özel günlerde olduğu gibi Ramazan’da da bütün zorluğuna ve zahmetine karşın usta eller tarafından yapılıp, paylaşılıyor. Özel pirinci ve kendine özgü pişirme koşullarıyla sofraların ağır yemeklerinin başında gelen, Osmanlı sofrasının geleneksel yemeği olma özelliği taşıyan İskilip dolması, zor pişirme koşullarından dolayı daha çok işi bilen ustalarca yapılıyor.

SAFRANBOLU BÜKMESİ
Karabük’te de Ramazan sofraları için yaprak dolması, gözleme, Safranbolu bükmesi, kara mancar, ev makarnası ve baklavası, bazlama, su böreği, kuyu kebabı, fasulye, bamya, perohi ve haluşka hazırlıklarına başlandı.
Edirne’de ise hayli zahmetli olsa da Ramazan ayında her ailenin sofrasına bir kez de olsa ciğer sarma mutlaka geliyor.
Ciğer sarmanın dışında, etli Rumeli lokması, kıymalı saray pidesi, ağa pilavı, Selanik köftesi, Rumeli paçası da kentteki Ramazan sofralarında yerini alan diğer yerel lezzetlerden.
Hazırlanışı diğer yemeklere göre zor olsa da Kırklareli’deki Ramazan sofralarının vazgeçilmezi bıldırcın kebabıdır.

AKDENİZ MENÜSÜ
Ramazan ayında Türkiye’nin bir çok bölgesinde farklı lezzetler sofralara sürülürken, Antalya’da Yörük kültürüyle Akdeniz yemek kültürü birlikte sunuluyor.
Tatlı çeşitlerinden tahinli balkabağı tatlısı, üzerine ekilen cevizle leziz bir tat oluşturuyor. Antalya mutfağında Arap mutfağının etkileri de görülüyor. Antalya’ya özgü lezzetler arasında bulunan hamur tatlısı Arap kadayıfı, tarçınla harmanlanan, bol cevizi ve şerbetiyle Türkiye’de bilinen yassı kadayıftan başka bir lezzet sunuyor.
Hamuru ay şeklinde parmak uçlarıyla basılarak kapatılan ve usulünce kızartıldıktan sonra ılık şerbete atılan Arap kadayıfı, meşhur şiş köfte ve piyazın ardından Antalya sofrasının lezzetini tamamlıyor.
Tahinli çörek ve serpme börek ise kentteki Ramazan sofralarının vazgeçilmezleri arasında. Kuzu etinden yapılan şiş köfte ile bol tahinli, sirkeli, üzeri yumurta, domates ve soğan dilimleri ile donatılmış, en üstüne de maydanoz serpilmiş Antalya piyazı da önde gelen lezzetler arasında yerini alıyor.
Antalyalıların yarım asırdan fazladır tok tuttuğu için özellikle Ramazan aylarında tercih ettiği üzeri susam ve yarım badem içleri ile süslenmiş tahinli ve hafif şekerli kurabiyesi Bağaça da sofralardaki yerini bekliyor.

HOŞ KOKULU ET YEMEKLERİ
Burdurlular, dağlardan toplanan kekik, nane gibi hoş kokulu bitkilerle hazırlanan et yemeklerini seviyor. Yörük kültürünün etkili olduğu kentte, daha çok keçi eti tercih ediliyor.
Burdur’un yöresel yemekleri testi kebabı ve Burdur şiş iftar sofralarını süslerken, kabak helvası, ceviz ezmesi ve ceviz helvası da ağızları tatlandırıyor.
Adana’da, kırsal kesimde yaşayanlar hamuru en ince şekilde açıp, sac üzerinde pişirdikleri ve sofralara su ile ıslatılarak getirdikleri yufka ekmeklerini hazırlıyor.
Yörenin ünlü yemeklerinden içli köfte de Ramazan’da unutulmuyor.
Mersin’in maharetli hanımları da Ramazan sofraları için kerebiç tatlısı hazırlığında. Kente gelen tüm tatilcilere tatması önerilen lezzetlerden olan kerebiç, beyaz köpüğünün arasında, tercihe göre Antep fıstığı ve cevizle tatlanan bir tatlı.

YEMEK ZENGİNİ HATAY
Arap ve Fransız mutfağının özelliklerini bünyesinde barındıran Hatay’da, geleneksel Ramazan yemeklerinin ilk sırasında, dövülmüş etin içerisine tuz ve karabiber katılarak yoğrulan ve fındık büyüklüğündeki köftelerin kızartılmasının ardından salça ve pirincin bulunduğu suya koyularak kaynatılan Aya köfteli çorba yer alıyor.
Çorbanın yanı sıra sofrada humus, cevizli biber, zahter salatası ile kıyma, soğan ve çeşitli baharatların karışımıyla elde edilen Kaytaz böreği, kıyma, bulgur ve maydanozun karışımıyla elde edilen oruk ve biberli ekmek de Ramazan sofralarının vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.
Etin vazgeçilmez olduğu Hatay’da sini kebap da Ramazan’da yapılabilecek yemekler arasında.
Osmaniye’de de Ramazan’ın sembolü kömbe pastaları hazırlanıyor. Un, şeker, maya, süt, kömbe otu, tarçın, karanfil ve susamla yapılan bir pasta olan kömbe, komşulara da dağıtılıyor.
Kentte Ramazan ayında sofraları süsleyen bir başka yiyecek ise Toga çorbası… Yoğurt, su, un, dövme, nohut ve nane ile yapılan çorba, mideyi rahatlatması nedeniyle neredeyse herkes tarafından tercih ediliyor.

EGE MUTFAĞI
İzmir köfte, sakız yahnisi ve krepe benzeyen kuzu eti ile yufkadan yapılan kirde de İzmir’deki iftar sofralarını süslüyor. Bölgeye özgü zeytinyağlılardan börülce ve enginar dolması gibi yemekler de Ramazan sofralarında yerini alıyor.
İzmir’de iftar yemeği, sadesinin yanı sıra dibekte dövülen damla sakızlı, kakuleli, vanilyalı, çikolatalı veya Hindistan cevizli Türk kahvesiyle tamamlanıyor.

Reklamlar

Mutsuz olan insanı nasıl anlarız?

Yöntem çok basit! Bakışlarına dikkat edin…

Mutsuz ve depresyondaki kişilerin başkalarıyla göz temasından kaçındığı belirlendi.

İngiltere’deki Anglia Ruskin Üniversitesi’nden Peter Hills ve ekibi, ruh halinin kişilerin başkalarına “bakışını” nasıl etkilediğini araştırdı.

Araştırma, depresif ve mutsuz kişilerin, sosyal bir ortamda göz temasından kaçınarak kendilerini toplumdan soyutladığını ortaya koydu.

Mutsuz kişilerin gözlere odaklanmadığı, ancak saç stili gibi “dış görünüşteki” değişiklikleri daha iyi fark edebildiği de vurgulandı.

Konuya ilişkin makale “British Journal of Psychology” dergisinde yayımlandı.

Aşırı sıcaklar yüzünden cinsiyet değiştiriyorlar

Aşırı sıcaklar insanlardan sonra caretta carettaları da vurdu. Ege ve Akdeniz sahillerindeki erkek caretta carettalar 32 dereceyi bulan sıcaklar yüzünden cinsiyet değiştiriyor. Carettaların nesli tehlike altında

Aşırı  sıcaklar Ege ve Akdeniz sahillerindeki caretta caretta cinsi kaplumbağaları da olumsuz etkiliyor. Yumurtadan çıkan erkek yavru kaplumbağaların 32 derece sıcaklıkta cinsiyet değiştirmesi caretta carettaların neslinin devamını tehlikeye sokuyor. Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı yavruların aşırı sıcaklara maruz kalmadan denize ulaşmalarını sağlamak için il valiliklerine genelge gönderdi.

12 ÜNİVERSİTE ÇALIŞIYOR

Denizli Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Yakup Kaska cinsiyet değişikliğini önlemek için yapılan çalışmalarla ilgili şu bilgileri verdi:
“26 derece sıcaklıkta kaplumbağa yumurtasından erkek olarak çıkan yavrular hava sıcaklığı 32 dereceye ulaştığında cinsiyet değiştiriyor. Caretta caretta neslinin devamı için tehlike oluşturan bu değişim ile ilgili olarak 12 üniversite ile caretta yuvalarını aşırı sıcaklara karşı korumak için ortak bir çalışma başlattık. 2011 yılı üreme sezonunda Dalyan İztuzu, Kemer, Antalya Çıralı, Mezitli 100. Yıl Davultepe, Silifke Göksu deltası, Kazanlı, Erdemli ve Anamur Ören kumsalı olmak üzere 4 ana bölgede 1200 aşkın yuva tespit ettik. Kaplumbağaların yuva çıkışlarını gözlemleyerek, yavruların daha sağlıklı bir şekilde denize ulaşmasını sağladık. Ayrıca yuvaları güneşten korumak için de gönüllü öğrenciler gölgelendirme çalışması yaparak carettaların sıcaklara maruz kalmadan denize ulaşmasını sağlıyorlar.”

Gribe karşı süper antikor

İngiltere’deki resmi bir tıbbi araştırma kuruluşu National Institute for Medical Research ile İsviçre’deki özel bir bilimsel araştırma kuruluşu Humabs’tan bilim adamlarının ortak çalışması sonucu bulunan, F16 adlı süper antikorun, A tipi grip virüsünün şu an mevcut olan 16 alt tipinin tamamına karşı etkili olduğu bildirildi.

Bilim adamları, Science dergisinde yayınlandıkları bilimsel araştırmada, F16 antikorunun, insan vücudundaki çok nadir görülen antikorları bulma şansını artırmak amacıyla çok büyük miktarlardaki insan plazma hücrelerini test etme imkanı veren yeni bir yöntemle ortaya çıkarıldığı belirtti.

Bilim adamları, x ışınları yardımıyla hücrelerin yapısını görme imkanı veren röntgen kristalografisinin kullanıldığı yeni yöntemle bulunan F16 antikorunun verildiği fareler ile dağ gelinciklerinin, A tipi grip virüsünün iki ana grubunda yer alan tüm alt tiplerine karşı korunduklarının gözlendiğini kaydetti.

Araştırmacılar, çalışmalarının, henüz başlangıç aşamasında bulunmasına karşın, tüm grip virüsü türlerine karşı tek tip aşı geliştirilmesinin yolunu açabilecek olması bakımından önemli olduğunun altını çizdi.

Grip virüsü bulaşan kişinin vücudundaki antikorların virüslerdeki hemagglutinin adı verilen proteini hedef aldıklarının belirlendiğini belirten araştırmacılar, A tipi grip virüsünün bilinen 16 alt tipinin de söz konusu proteinin hızlı bir şekilde değişmesi sonucu sonucu ortaya çıktığını kaydetti.

İnsan vücudunun A tipi grip virüsünün genellikle sadece belirli bir alt tipine karşı antikor ürettiğine dikkati çeken araştırmacılar, bu nedenle, A tipi grip virüsünün her yıl ortaya çıkan yeni bir alt tipine karşı yeni bir aşı geliştirilmek zorunda kalındığını bildirdi.

Araştırmaya katkı sağlayan İsviçre’deki Humabs adlı araştırma kuruluşunun bilim baş yetkilisi ve İsviçre’deki Swiss Institute for Research in Biomedicine adlı biyotıp araştırma kuruluşunun direktörü Antonio Lanzavecchia konuya ilişkin yaptığı açıklamada, ”F16 antikoru, A tipi grip virüsünün bilinen tüm alt tiplerine karşı etkili olması nedeniyle, yeni ve önemli bir tedavi seçeneği olarak ortaya çıkıyor” diye konuştu.

A, B ve C adı verilen 3 ayrı tipi bulunan grip virüslerinde A ve B tipi virüsler en ağır enfeksiyonlara yol açan virüs tipleri olarak biliniyor. Grip virüsleri arasında, özellikle A tipi grip virüsünde sürekli olarak ortaya çıkan antijenik değişiklikler, virüslere karşı tek tip aşı geliştirilmesinin önündeki en büyük engel olarak görülüyor.

Botoksa rakip yöntem

”Endopeel” yöntemi, cerrahi müdahale gerektirmeden enjeksiyon ile uygulanmasıyla mimikleri dondurmadan kişinin doğal yollarla kırışılıklarından kurtulmasını sağlıyor. Konuyla ilgili  bilgi veren plastik ve rekonstrüktif cerrahı Opr. Dr. Sacit Karademir, herkesin her zaman genç ve güzel görünmek istediğini ve bu yolda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığını belirterek, kozmetik sektörünün son yıllarda gösterdiği gelişmelerin de bunun bir kanıtı olduğunu söyledi.

Karademir, İsviçreli Prof. Dr. Alain Tenenbaum’ın da bu doğrultuda kırışıklıkları ve yüz hatlarındaki bozuklukları gidermek için ”Endopeel” adını verdiği bir teknik geliştirdiğini aktararak, bu yöntemin dünyada yaklaşık 13 yıldır kullanıldığını dile getirdi.

Yöntemin Türkiye’de de uygulanmaya başladığını ifade eden Karademir, tekniğin Sağlık Bakanlığı ve Avrupa CE onayına sahip olduğunu kaydetti.

Karademir, hem lifting (kasa hacim katmak), hem de kimyasal peeling (cildi ölü hücrelerden arındırmak) vazifesi gören ”Endopeel” yönteminin Türkiye’deki pek çok plastik ve estetik cerrah tarafından desteklendiğini ifade ederek, cerrahi müdahale gerektirmeden enjeksiyon ile uygulanan tekniğin vücutta çok geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu aktardı.

”Endopeel”in botokstan tamamen farklı bir yöntem olduğunu vurgulayan Karademir, şunları kaydetti:

”Bu tekniğin birçok üründen farkı, mimikleri asla dondurmaması. Kişi, kas ve mimik hareketlerini tamamen doğal bir şekilde kullanmaya devam edip aynı zamanda kırışıklıklarından kurtuluyor. Ayrıca uygulanan bölgede toparlama ve sıkılaşma yaşıyor. Uygulamanın hemen 10 dakika sonrasında gözle görülür fark yaratılıyor. Tekniğin boyun, elmacık kemikleri, el kaş, göz çevresi, dudak, dekolte germe, selülit tedavisi, kasık germe, popo kaldırma gibi çok yaygın kullanım alanı var. İçeriğindeki karbolik asit ve yer fıstığı yağı ile gençleşme vaat eden Endopeel, doğrudan kas içine enjekte ediliyor. Bunu yaparken kası asla paralize etmeyen yöntem ile yaşlanmak tarihe karışacak.”

Karademir, yöntemin kasları paralize etmediğini ve ifadeyi değiştirmediğine dikkati çekerek, ”Endopeel, asla mimik kaybına neden olmaz. Doğrudan kas içine enjekte edilerek kas kütlesi içinde volüm oluşturmak suretiyle taşıcılığı artırarak dolgunluk ve lifting sağlayan Endopeel, 6-8 ay içerisinde vücuttan tümüyle atılmaktadır” diye konuştu.

Cerrahi dışı estetik yaklaşımlarda her gün yeni ürünlerin kullanım alanı bulduğunu belirten Karademir, bunlardan uygulanması kolay ve kalıcılık süreleri uzun olanların belirli süre dokudan uzaklaştığında deformite veya alerjik reaksiyon oluşturmaması gibi özellikleri ile Sağlık Bakanlığınca kullanımına izin verilmesinin ürünlerin tercih edilmesinde önem arz ettiğini vurgulayarak, bu kapsamda ”Endopeel”in de kendisini kanıtlamış bir ürün olduğunu kaydetti.

Metro ve tramvaylar saatleri uzatıldı

İstanbul’da metro ve tramvaylar, ramazan ayı boyunca saat 01.00’e kadar hizmet verecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, raylı sistem hatlarında geceyarısına kadar yapılan seferler, 31 Temmuz 2011 Pazar gününden itibaren uzatılacak.

Şişhane-Hacıosman Metro Hattı, Aksaray-Havalimanı Hafif Metro Hattı, Topkapı-Habibler Tramvay Hattı,Bağcılar-Kabataş Tramvay Hattı ve Kabataş-Taksim Füniküler Hattı’nda ramazan ayı boyunca seferler saat 01.00’e kadar sürecek.

Ayrıca, son seferler karşılıklı olarak saat 01.00’de gerçekleştirilecek.

Türkiye tatili 2.8 kilo aldırıyor

“Obesimed” adlı kilo vermeyi kolaylaştıran ürünler satan firmanın İngiltere’de yaptığı araştırmaya göre ABD’de iki haftalık tatil yapmak ortalama 3.6 kilogram aldırıyor. Bunun nedeni ise ülkedeki büyük porsiyonlar, açık büfeler ve fast food türü beslenme alışkanlığının yaygın olması. 2 bin kişinin katıldığı araştırmada tatil yapılınca kilo aldıran diğer ülkeler arasında mutfağıyla ünlü olan Türkiye de yer alıyor. Türkiye’de iki hafta tatil yapanlar ülkelerine 2.8 kilo daha ağır dönüyor. Tatilcilerin en çok kilo aldığı yerlerden biri de İtalya. Tatil için İtalya’yı tercih edenler pizza ve makarna yüzünden 3.2 kilo alıyor.
En çok kilo aldıran 10 ülke:
ABD: 3.6 kilo
Karayipler: 3.4 kilo
Fransa: 3.3 kilo
İtalya: 3.2 kilo
Yunanistan: 3.1 kilo
İngiltere: 3 kilo
Portekiz: 3 kilo
İspanya: 2.9 kilo
Türkiye: 2.8 kilo
Afrika: 2.7 kilo