İnanılmaz buluş!

Washington Üniversitesi’nde görevli bilimadamları, Eric Leuthardt yönetiminde inanılmaz bir keşfe imza attılar.

İnsan beyninin gizemlerini çözebilmek için yıllardır çalışan uzmanlar, sonunda beyinde kelimelerin nasıl şekillendiğini görebilmenin yolunu keşfettiler.

Bu keşif sayesinde özellikle konuşma güçlüğü çekenler için büyük bir umut ışığı doğdu.

Beynin bir bölgesinde İngilizce’de kullanılan seslerin üretilmesinden sorumlu noktayı bulan araştırmacılar, tüm bu seslerin her birinin kendi sinyaline sahip olduğunu da belirlediler.

Böylece bir bilgisayar programı kullanarak insanların sadece düşüncelerinden ne demek istediklerini anlamak mümkün olabilecek.

Sultahahmet’i internette gezin

Sultahahmet Turizm ve Yatırımcıları Derneği (SUYAD) ile 3DLocationEarth.com işbirliğinde gerçekleştirilen “3D Sultanahmet” uygulaması ile Sultanahmet, Google Earth üzerinden sanal ziyarete açılıyor.

3DLocationEarth.com’un açıklamasına göre, bölgenin, Topkapı Sarayı’dan Ayasofya’ya, Yerebatan Sarnıcı’ndan Sultanahmet Camisi’ne kadar önemli tarihi eserlerini 3 boyutlu modelleyen 3DLocationEarth.com, şu ana kadar SUYAD üyesi 50’ye yakın otel ve restoranı da üçüncü boyuta taşıdı. Modellenen binalar, Google Earth sistemine aktarılarak, dünyanın her yerinden görülmesi sağlandı. SUYAD Başkanı Kaan Koç, projenin bölgedeki turistik tesislerin satışlarına da fayda getireceğine inandıklarını belirterek, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

“Bu uygulama sayesinde dünyanın herhangi bir noktasından internete giren bir kişi, bölgemizde hangi tarihi ve kültürel eserler olduğunu, havalimanından Sultanahmet’e nasıl gelebileceğini, hangi otellerde kalıp hangi restoranlarda yemek yiyebileceğini, nerelerde eğlenebileceğini, kısacası Tarihi Yarımada’ya geldiğinde gününü nasıl geçirebileceğini önceden planlayabilecek. Sistemin en önemli avantajlarından birisi de 3 boyutlu ziyaret ettiği otelde, o anda doğrudan rezervasyon yaptırabilecek. Bu sayede arada komisyon alan herhangi bir kurum olmadığı için daha uygun fiyatlarla tatilini yapabilecek.”

Musluktan akan su cildi yaşlandırır

Su, yaşantınız için çok önemli… Ancak, günlük yaşamda çok sık kullandığınız musluk suyunun içindeki bazı ağır metaller, oluşturdukları reaksiyonla cildinize önemli zararlar veriyor
Vücudumuzun yaklaşık olarak yüzde 70’i su… Ancak su, düşündüğünüz kadar saf değil.   New Yorklu dermatolog Dennis Gross; musluk suyunun, kurşun, çinko, magnezyum ve demir gibi ağır metaller içerdiğini ve bu metallerin birbirlerini etkileyip zincirleme bir reaksiyon oluşturduklarını, bu durumun da ciltte meydana gelebilecek önemli hasarlara zemin hazırladığını söylüyor.

KIRIŞIKLIK VE GÜNEŞ
Bahsettiğimiz bu ağır metaller cildinize oturduğu zaman, ciltte serbest radikal oluşumunu artırarak güneş hasarlarına neden olabiliyor. Aşırı şekilde güneş ışığına maruz kaldığınızda, cildinizde yanık ve tahriş oluşur. Dr. Gross, “Bu durum ciltte ağır bir kollajen yıkım yaratır ve kırışıklığa neden olur” diyor.

GENİŞLEMİŞ GÖZENEKLER
Ağır metaller, ciltteki yağı etkileyerek gözeneklerin mumlanması sonucunda kapanmasına neden olur. Gözenekler kapanınca da siyah noktalar oluşur.

MAGNEZYUM SİVİLCE YAPAR
Suyun içindeki kalsiyum ve magnezyumu cilde en fazla zarar veren iki element olarak değerlendiren Dr. Gross, bunların sivilce oluşumunda önemli rol oynadıklarını söylüyor.

SUYUN GERÇEK İÇERİĞİ
Ağır metaller: Cildinize en büyük zararı veren elementler suyun içindeki ağır metallerdir. Kırışıklık ve ince çizgilerin oluşmasına neden olurlar.
Sert su: Su, çok fazla magnezyum ve kalsiyum içermesiyle methedilir; fakat bunlar cildinize ve saçınıza zarar verirler.
Tuz ve mineraller: Doğal musluk suyunun dokusunda bulunan tuz ve mineraller bu sudan korkmanız için yeterli olabilir.
Klor, sudaki bakteriyi azaltmaya yardım etse de ‘rosacea’ gibi kızarıklık ve güneş yanıklarının oluşmasına ve artmasına neden olur.

SUDA BULUNAN ZARARLI MADDELER
En basit şekliyle su, filtreli ya da filtresiz olsun; demir, bakır, magnezyum ve çinko gibi ağır metaller içerir. Ciltteki serbest radikallerle işbirliği yapan bu metaller kollajen lifler için tehlike yaratır. Kollajen liflerin bozulmasıyla, ciltte kırışıklık ve ince çizgiler meydana gelir. Ama şelatörler ve bazı organik kompleksler cilde yerleşen ve gözeneklerinizi kapayan ağır metalleri etkisiz hale getirebilir. Dr. Gross, şelatörlerin detoks sınıfından olduğunu, cildi koruduğunu ve deride bulunan ağır metalleri yok edebileceğini söylüyor. Unutmayın ki; kullandığınız su filtrelenmiş dahi olsa içerisinde zararlı maddelerden izler taşır.

Ay’da Dünya’daki kadar su var

İnternette yayımlanan Science Express adlı bilimsel dergide yer alan bir araştırma, Ay’da, düşünülenin 100 katından daha fazla su olduğunu gösteriyor.

Araştırmayı kaleme alan bilim adamları, Aralık 1972 tarihinde Ay’ya yapılan son seferde Apollo 17’nin astronotlarının Ay’dan getirdikleri küçük volkanik kristallerin barındırdığı kurumuş magmanın içinde su ve başka uçucu maddelere rastlandığını belirtti.

Araştırmayı kaleme alanlardan jeoloji profesörü James Van Orman, ”Milyarlarca yıl önce volkanik faaliyetlerin, Ay’ın derinliklerinden yüzeye fırlatılan ve daha sonra kuruyan magmadan alınan örnekler, Ay’ın derinliklerinde ne kadar miktar su bulunabileceğini gösterebilecek ve elimizde bulunan en iyi ölçüdür” şeklinde ifadeler kullandı.

Van Orman, Ay’ın iç yapısının Dünya’nın iç yapısına çok benzediğini sözlerine ekledi.

Araştırma, bilim adamlarının Ay’dan getirilen volkanik kristallerde bulunan magma üzerinde yaptığı araştırmada, su birikintilerine, flor, klor ve kükürt gibi uçucu maddelere rastladığını, su ve bu maddelerin, Dünya’daki okyanusların dibinde kurumuş magmalara eşit olduğunu kaydediyor.

Araştırmaya katılan jeolog Alberto Saal, ”Bu araştırma bize, Ay’daki kurumuş magmada bulunan ilkel su miktarının Dünya gezegeni kabuğunun üst tabakasındaki kurumuş magmanın içinde bulunan su miktarıyla aynı olduğunu gösteriyor” dedi.

Araştırmayı kaleme alan bilim adamları, buluşlarının aynı zamanda, Dünya’nın ilk şekil alma sıralarında bir miktar madde kütlesinin, dönen bir diskten sıçrayan çamur gibi dünyadan ayrıldığını ve bu maddenin Ay’ı meydana getirdiğini savunan teoriyi de güçlendirdiğini belirtti.

Gazeteciler “Tweet”leyerek haber yapıyor

Gazeteciler sosyal medyayı gittikçe artan biçimde haber kaynağı olarak kullanıyor.

Bu yıl dördüncüsü yayımlanan ve 15 farklı ülkeden 478 gazeteciyle görüşülerek hazırlanan Dijital Gazetecilik Araştırması’na göre sosyal medya, haber merkezleri için önemli kaynaklardan biri haline geldi.

Araştırmaya göre, gazetecilerin yüzde 47’si Twitter’ı, yüzde 35’i Facebook’u haber kaynağı olarak kullanıyor. Geçen yıl yapılan araştırmada gazetecilerin Twitter’ı yüzde 33, Facebook’u ise yüzde 25 oranında kullandığı belirlenmişti. Gazeteciler haberi doğrulatmak için de Twitter’a üçüncü sırada, Facebook’a ise dördüncü sırada başvuruyor.

Gazetecilerin yüzde 30’u da daha önce ziyaret ettiği blogları haber kaynağı olarak görüyor. Bir haber araştırması yaparken ilk olarak Twitter, Facebook ve bloglara giren gazetecilerin oranı yüzde 4 iken, gazetecilerin yüzde 20’si yüz yüze görüştükleri haber kaynaklarına, yüzde 21’i basın açıklamalarına ulaşıyor.

Araştırmaya göre, sosyal medyaya gittikçe artan güvene rağmen halkla ilişkiler (PR) temsilcileri halen haberlerin temel kaynağı olmaya devam ediyor. Gazetecilerin yüzde 62’si haberlerini PR faaliyetlerine dayandırırken, yüzde 59’u yüz yüze görüştükleri kaynakları da temel dayanak olarak görüyor.

HABERİ YAYIMLARKEN DE SOSYAL MEDYA

Bu yılın araştırması, gazetecilerin haberlerini yayımlarken online medyayı sıklıkla kullandığına da işaret ediyor. Araştırmaya göre, haberlerini bloglarından veya videoyla yayımlayan gazeteci ve yazarların sayısının yanı sıra Twitter’dan yayımlayan gazetecilerin sayısı da artıyor.

Araştırma gazetecilerin, medyanın mali yapısı üzerindeki öngörülerini de ortaya koyuyor. Buna göre gazeteciler, son yıllarda basın sektöründeki reklam gelirlerinde yaşanan düşüşün yavaşladığı görüşünü paylaşıyor. Araştırmaya katılan gazetecilerin yüzde 20’si yayınlarının gelirinin düşeceği görüşünde iken, geçen yıl yapılan araştırmada bu oran yüzde 62 olmuştu.

Araştırmada, bu düşüşün medyada bir canlanma olduğunu söylemek için erken olacağı belirtilirken, dijital ortamın yayılmasının bu sonuca ulaşılmasında önemli rol oynadığı kaydedildi.

Araştırmaya katılanların çoğu, online medyanın yavaş yavaş dijital olmayan yayınları geride bıraktığı görüşünü paylaşıyor.

Hem gülecek hem de korkacaksınız

Sinemaseverler için bu hafta komedi, dram, macera, aksiyon ve gerilimlerin bulunduğu 6 yabancı film vizyona girecek.

Luke Greenfield’in yönettiği ve Kate Hudson, Ginnifer Goodwin, John Krasinski ile Colin Egglesfield’in oynadığı ”Ödünç Sevgili (Something Borrowed)” filmi, romantik ve komedi sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmde, hukuk firmasında çalışan Rachel, en iyi arkadaşı Darcy’nin kendisine sürekli hatırlattığı gibi bekar bir kadındır. Rachel, 30. yaş gününü kutladıktan sonra kendini hukuk fakültesinden beri aşık olduğu Dex’in kollarında bulur, ancak Dex, Darcy’nin nişanlısıdır. Darcy’nin düğünü yaklaşırken Rachel, dostu ve hayatının aşkı arasında kalakalır.

Roland Joffe’nin yönettiği ve Wes Bentley, Charlie Cox ile Olga Kurylenko’nun oynadığı ”Devlerin Günahı (There Be Dragons)” filmi, dram sahneleriyle sinemaseverlerle buluşacak.

Filmde, İspanya’da Opus Dei’ye ait bir araştırma yapan Robert, acılı bir hikaye ile karşılaşır. Hikaye, 20. yüzyılın başlarında çocukluk arkadaşı Manolo ve Josemaria’nın yollarının ayrılmasıyla başlar. Josemaria, ailesi ölünce papaz olur. Manolo, cumhuriyetçilerin içine ajan olarak sızar. Aşık olduğu Ildiko cumhuriyetçilerin lideri Oriol ile aşk yaşar. Cumhuriyetçi çeteler, kiliseleri ateşe verip, rahipleri vurmaya başlar.

Andre Ovredal’ın yönettiği ve Johanna Morck, Tomas Alf Larsen, Gleen Erland Tosterud ile Hans Morten Hansen’nin oynadığı ”Troll Avı (Trolljegeren- Troll Hunter)” filmi, macera ve aksiyon sahneleriyle sinemaseverin ilgisini çekecek.

Filmde, Norveç’in Kuzey ormanlarında izinsiz olarak ayıları avlayan bir avcıdan şüphelenen üniversiteli bir grup, film projesi olarak bu konunun üstüne gitmek ister. Avcı, onları, kendinden uzak tutmak isteyince grup da bir akşam gizlice avcının peşine düşer ve aslında peşinde oldukları şeyin bir ayı değil, dev bir Troll olduğunu fark ederler.

Fred Cavaye’nin yönettiği ve Gilles Lellouche, Roschdy Zem, Gerard Lanvin ile Elena Anaya’nın oynadığı ”Zor Hedef (A Bout Portant-Point Blank)” filmi, gerilim sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmin konusu şöyle:

”Samuel, sağlık görevlisi belgesini almak için çalışırken Nadia, Samuel’e saldıran adamlar tarafından kaçırılır. Polis gözetiminde hastanede yatan Sartet’i oradan çıkarmak için Samuel’in sadece üç saati vardır. Samuel’in kaderi, polisin hırsızlık suçundan peşinde olduğu Sartet’e bağlıdır. Eğer karısını bir daha görmek istiyorsa çok hızlı davranmalıdır.”

Ji Woon Kim’in yönettiği ve Byung Hun Lee, Gook Hwan Jeon ile Ho Jin Jeon’un oynadığı ”Şeytanı Gördüm (Akmareul Boatda-I Saw The Devil)” filminin konusu şöyle:

”Kyung Chul zevk için insanları öldüren tehlikeli bir psikopattır. Emekli bir polis şefinin kızı olan Joo Yeon’u öldürmeyi kafasına koyar ve izlemeye başlar. Joo Yeon’un ölümü, gizli ajan olan nişanlısı Dae Hoon’u çok sarsar ve katili bulmaya karar verir. Bunun için bir canavara dönüşmesi gerekse bile, öcünü almak için elinden gelen her şeyi yapacağına yemin eder.”

Pascal Chaumeil’in yönettiği ve Romain Duris, Vanessa Paradis, Julie Ferrier ile François Damiens’in oynadığı ”Gönül Avcısı (L’arnacoeur-Heartbreaker), romantik komedi sahneleriyle sinemaseverlerle buluşacak.

Filmde, Alex’in işi ilişkileri bozmaktır. Konusunda ondan daha başarılı kimse yoktur, işini kesinlikle yerine getirir. Juliette ise genç, güzel ve zengin bir kızdır. On gün sonra evlenecektir ama babası bu işe pek sıcak bakmaz. Alex, bu çifti ayırmak üzere işe alındığında, kendisini bir yarışın içinde bulur ama aşk söz konusu olduğunda, mükemmel bir plan yapılamayacağını anlar.

Yaşlandıkça neden öğrenemiyoruz?

Araştırmacılar bu sorunun yanıtını buldu! Bakın yaşımız arttıkça öğrenme zorluğu yaşamamızın sebebi ne…

Yaşlandıkça öğrenmenin zorlaşmasının nedeninin, katlanılan stres olduğu bildirildi.

Amerikalı araştırmacılar, yaşlandıkça beyinde öğrenme için gerekli olan sinir hücrelerinin stres nedeniyle büzüştüğünü ve şekillenme özelliğini yitirdiğini belirtti.

Araştırmacılar, fareler üzerinde yaptıkları incelemelerde, beynin orta yaşta, gençlikte olduğu kadar çevik olmadığının görüldüğünü, strese maruz kalan genç hayvanların toparlanabildiğini ancak orta yaşta bu kabiliyetin yitirilmeye başladığını açıkladı.

Sinai Tıp Fakültesinden John Morrison ve çalışma arkadaşları, araştırmaları çerçevesinde, fareleri birkaç saatliğine hapsederek, böylece prefrontal kortekste sinir hücrelerini değişime uğratan stres hormonlarının salgılanmasına yol açtı.

Ekip, daha sonra sinapslar oluşturmak için kullanılan sinir hücrelerinin bir bölümündeki değişiklikleri inceledi. Genç farelerde, stresli deneyime adapte olabildiklerinin göstergesi olarak bu hücrelerde değişiklikler görülürken, orta yaşlıların hücrelerinde birkaç değişiklik gözlendi, yaşlı farelerinkinde ise hiç değişiklik görülmedi.

Sonuçları Journal of Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırma, yaşlanma sürecine yeni bir anlayış getirirken, bazı insanların neden diğerlerinden daha çabuk çöktüklerinin açıklanmasına yardım edebileceği düşünülüyor.