34. dakikadan sonra ‘topuklu’ çekilmez!

İngiltere’de yapılan bir araştırmada, kadınların daha şık ve güzel görünmek için giydikleri topuklu ayakkabılarla 34’üncü dakikadan itibaren acı çekmeye başladıkları belirlendi. Uzmanlar, yüksek topuklu ayakkabı giyen kadınların sadece yarım saat boyunca keyifli bir şekilde vakit geçirebildiklerini, bundan sonra ayaklarının acısına yenildiklerini açıkladı. 4 bin kadınla yapılan araştırmada, her 4 kadından birinin topuklu ayakkabıların acıtacağını bildikleri için yanlarına rahat bir ayakkabı da aldıkları ortaya çıktı.

Seksten önce tuvalete gidin!

Mutlu cinsel yaşamın sırrı burada saklı: “Dokunmanın verdiği hazza odaklanın.”

Son zamanlarda cinsel sağlık hatlarına yapılan başvurular, ideal bir sevişme ortamının ve önsevişmenin nasıl olması gerektiğine yönelik oluyor. Toplumsal çalışmaları ve basın açıklamalarıyla ülkemizde gündem yaratabilen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), “Mutlu cinsel yaşam formülü” hakkında bir basın açıklaması yaptı. İşte CİSED’in basın açıklamasından çok çarpıcı başlıklar:

Dokunmanın verdiği hazza odaklanın
Mutlu bir cinsel yaşam kurmanın ve bunu aynı kalitede sürdürmenin sihirli tek bir formülü olmadığını ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Mutlu bir cinsellik için pek çok unsurun ahenk içerisinde bir arada olması gerekiyor. İdeal bir sevişme ortamı yaratılması ve önsevişmeye önem verilmesi bunlardan sadece ikisidir. Cinselliğin tadını çıkarmak için ilişkiden önce tüm kızgınlıkları unutmak, sakinleşmek ve rahatlayarak gevşemek çok önemlidir. Fiziksel olarak da rahat ve gevşek olmak, ilk temastan itibaren en çok dikkat edilmesi gereken durumlardandır. Alınacak ılık bir duş veya içilecek sıcak bir çikolata fiziksel ve ruhsal gevşemeyi sağlayıp ilişkiyi kolaylaştırabilir. Alkol kaslarda gerginliğe yol açabileceğinden ve konsantrasyonu azaltacağından tercih edilmemelidir. Cinsellik mekanik ve teknik bir olay olmadığı için, cinsel ilişki sırasında dikkatinizin tamamını partnerinize ve cinsel eylemlerinize yönlendirmek yerine dokunmanın verdiği hazza odaklanmak çok önemlidir. Cinsel ilişki sırasında aklımızın başka bir yerde olması, zihin içinde beden içinde uygun olmayan bir durumdur. Cinselliğe iyi konsantre olamama haz almamızı ve vermemizi engelleyebilir. İdeal ortam kişiden kişiye ve durumdan duruma değişebilir. Rahatlatıcı bir müzik veya sessizlik, ortam ısısı, ışıklandırma, tütsü veya mum yakmak, tatlı konuşmalar, yumuşak yastıklar çiftlerin cinsel enerjisini artıracak örneklerdir. Sevişmeden önce soğuk içeceklerden, dondurmadan ya da buzdan kaçının. Çünkü hazımsızlık veya soğuk yiyecekler cinsel enerjiyi azaltabilir. Yorgun, aç ve kızgınken de cinsel ilişkiden kaçının. Çünkü bu da cinsel enerjinizde dengesizliğe neden olabilir. Sevişmeden önce tuvalet ihtiyaçlarınızı giderin. Dolu idrar torbasıyla cinsel ilişkiye girmek sıkıntı vericidir. Sevişmeden önce ve sonra çok çalışmayın. Kaslar gevşediğinden enerji toparlamak zorlaşır.” dedi.

Cinsellik öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir davranıştır
Cinsel mutluluğun sırrının çiftlerin birbirinin vücudunu ve tepkilerini çok iyi tanımalarında yattığını belirten CİSED Medya ve Halkla İlişkiler Koordinatörü Psikolog Serap Yeşil; “Cinsellik sevgi ve şefkat dolu dokunuşlarla kombine edilince korkutucu olmaktan çıkar. Partnerinin vücudunu iyi tanımak için göz kapakları, dudaklar, yüz, göğüs bölgesi, eller, kalça, bacaklardan ayak parmaklarına kadar cinsel haz alarak ve cinsel haz vererek sevgiyle dokunmak şarttır. Böylece kişi partnerinin gizemini dokundukça keşfedebilir, karşına çıkacak yeni duygular hoşuna gidebilir ve heyecanlı ve zevkli anlar yaşayabilir. Daha uzun, duyarlı ve keyifli bir cinsellik yaşamak, erkeklerde boşalmanın denetim altına alınması, kadınlarda ise daha kolay orgazma ulaşılması için son derece gerekli olan ön sevişme; cinsellikten alınan hazzın arttırılması ve cinsel uyumsuzlukların daha az görülmesi için de gereklidir. Bu nedenle ön sevişmeye yeteri kadar zaman ayıran çiftler sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşama sahip olurlar. Yeterli önsevişmenin kriterleri erkekte; penisinin sertleşmesi ve ucundan zevk suyunun gelmesiyken, kadında ise; vajinanın sulanması ve klitorisin kabarmasıdır. Sonuçta; cinsel haz vererek veya alarak uyarılmayı öğrenme, erotik materyaller ile cinsel arzuyu ve tutkuyu besleme, yatak odası dışında da hoş, nazik veya sevecen olabilme öğrenilebilen şeylerdir. Yani cinsellik öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir davranıştır. Herkes cinselliği keyifle ve paylaşarak yaşamayı hak eder. Buna ulaşmak için; biraz bilgi, olumlu duygular ve istekli olmak yeterlidir.” dedi.

Ve çekiciliğin sırrı çözüldü!

Makyajla, giyimle hiç ilgisi yokmuş!

Yapılan araştırmaya göre, kişi baş açısını değiştirerek kendisini karşı cinsin gözünde daha çekici kılabilir.

Uzmanlara göre, kadınlar başlarını öne doğru eğip hafifçe yukarı baktıklarında daha cazibeli oluyorlar. Buna karşılık erkekler, başlarını hafifçe geriye doğru atıp aşağıya doğru baktıklarında daha erkeksi oluyorlar.

Doktor Darren Burke ve Doktor Danielle Sulikowski tarafından yapılan araştırmaya göre, bu tamamen kadınlar ve erkekler arasındaki boy farkıyla ilgili.

Avustralya’daki Newcastle Üniversitesi’nden psikoloji uzmanı Burke, “İnsanın evrimsel bir perspektiften gelen yüz çekiciliği yaygın olarak araştırıldı. Fakat, kadın ve erkek yüzlerinin etkisi nispeten iyi bilinse de, yüz hatları hakkında neyin maskülen ve neyin feminen olduğuna dair bilgimizde bir boşluk var” diyor.

Araştırma, kişinin baş açısının belli şekillerde oluşunun karşı cinse yönelik cazibesini artırdığını ortaya belirtiyor.

Uzmanlar, şimdi de insanların flört ederken bilinçaltında başlarını belli açılarda eğip eğmediklerini inceleyecek.

Hangi moda hangi yıldan geldi

1920’lerden 1990’lara trend yolculuğu

2010-2011 sonbahar-kış sezonundan söz ederken 50’leri, 60’ları, 80’leri anıyoruz sürekli. Geçmişin izleri hâlâ üzerimizde. Biz de o yılllara geri dönelim dedik ve 1920’lere kadar uzanan bir moda yolculuğuna çıktık. Bakın hangi trend hangi yıldan bugüne gelmiş…

1920 Korse gitti, rahatlık geldi

1920’ler modada yeni ve modern bir dönemin başlangıcı oldu. Kadınlar daha özgür, rahat kıyafetleri keşfetti. Bazı kalıplar yıkıldı, özellikle gençler çağdaş ve spor tarzları denemeye başladı.

1. Dünya Savaşı sonrasında kadınların giyim tarzı da bağımsızlık hareketinden etkilendi. Lüle lüle saçlar yerini kısa ve rahat kesimlere bıraktı. Fırfırlar gitti, yerine sadelik ve rahatlık geldi.

Düşük belli dökümlü giysiler, eteklerde saçak, boncuk, payet ve volan 20’lerin trendleriydi.

Çarliston elbiseler, tüvit kıyafetler de modaya bu yıllarda girdi. Jarse kumaşlar, bej ve koyu lacivert renkleri modaydı.

1925’te kadınlar dizin biraz altına kadar inen pilili eteklere büyük ilgi gösterdi. 1928’de vücuda oturan kıyafetler moda oldu.

Haute couture’ün merkezi şimdi olduğu gibi Paris’ti. 20’lerin en belirgin özelliği, Paris kültürünün yansıması olan şık ve zarif kıyafetlerdi. Payetler, kürkler, şaşaalı detaylar; püsküllü elbiseler, dalgalı saçlar, uzun eldivenler feminen tarzı yansıtıyordu.

Korse, yerini daha hafif ve seksi iç çamaşırlarına bıraktı.

Coco Chanel’den küçük siyah elbise

Modanın unutulmaz ismi Coco Chanel, korseyi reddeden ve pantolon giyen ilk kadınlardan biri oldu. Chanel, özgürlükçü tasarımlarıyla 1920’lerde devrim yarattı ve 20. yüzyıl modasına damgasını vurdu. 1925’te unutulmaz takımlar, vücuda oturan etek ve ceketler, o zaman için devrim niteliğindeydi. 1926’da “küçük siyah elbise” koleksiyonuyla çığır açtı.

1930-1945 Sırt dekoltesi, uzun eldiven

2. Dünya Savaşı sonrasında modaya sert çizgiler hâkim oldu. Abartılı vatkalar, kelebek kollar döneme damgasını vurdu.

Bu dönemde yaşanan büyük ekonomik buhran, modayı da etkiledi. Hazır giyime rağbet azaldı, kadınlar dikiş dikmeye başladı; kıyafetler onarılıp tekrar tekrar giyiliyordu. 1920’lerin özgür ve çağdaş havası da yerini muhafazakârlığa bıraktı. Etek boyları bileğe kadar uzadı, salaş ve erkeksi tarzın yerini kadınsı çizgiler aldı.

30’ların sonuna doğru boyundan bağlı gece elbiseleriyle sırt dekoltesi öne çıktı. 1933’te geniş omuz ve ince bel modaydı. Verev kesimli elbiseler feminen tarzı simgeliyordu.

Moda dünyası 1930’da Schiaparelli sayesinde kadın kıyafetlerinde fermuarla tanıştı.

Eldivenler o dönemin en önemli aksesuvarıydı. Gece elbiseleri uzun eldivenlerle tamamlanıyordu. Günlük kıyafetlere ise deri ya da kumaş kısa eldivenler eşlik ediyordu.

Kadınlar gece-gündüz kürk giyiyordu.

Ayakkabıda ise parmakları ve topukları açıkta bırakan modeller, apartman topuklar, bilekten bağlı ve tokalı modeller modaydı.

Çantada boncuklu tasarımlar popülerdi. 30’ların sonlarında deri kullanılmaya başlandı.

1945-1960 Kalem etek

Kıvrımları ortaya çıkaran klasik kum saati kesimi moda dünyasına bu yıllarda girdi.

50’li yıllar kadın bedeninin gerçek anlamda özgürleştiği dönemdi. Kıvrımları ortaya çıkaran kesimler, kadınsı dokunuşlar modaya damgasını vurdu. Düz kesimli, dar kalıplı elbiseler bel kıvrımına vurgu yaptı. Kıyafetleri inci, eldiven gibi feminen aksesuvarlar tamamladı.

50’lerde orta yaşlı kadınlar daracık kalem etekleri tercih ederken, genç kızlar uçuşan kloş eteklerle özgürce hareket ediyordu.

“Cigarette” olarak adlandırılan dar pantolonlar, kısacık dar ceketler modaydı. Seksi gecelik “baby doll” tarzı bluzların altına mini etek giyiliyordu.

Brigitte Bardot stili sarı saçlar gözdeydi.

Büyük çantalar 50’lerde popülerdi. Grace Kelly’nin kocaman Hermes’iyle karnını gizlemesi, o yıllardan itibaren büyük çantalara ilgiyi artırdı.

Kabarık balon etekler Audrey Hepburn sayesinde 50’lerin şık ve klasik parçaları arasına girdi.

Audrey Hepburn’ün kapri pantolonu

Audrey Hepburn’ün sinemaya girmesiyle modada yeni tarzlar öne çıktı. Hepburn, biniciler için tasarlanan kapri pantolonu filmlerinde giymekle kalmayıp günlük hayata da taşıyarak devrim yarattı. Kaprinin üzerine giydiği gömleğin düğmelerini göğüs hizasına kadar açtı. İnce, uzun boynunu pembe fularla sardı. Saçlarını kısacık, kahküllü kestirdi. Hanımefendi ifadesini ele avuca sığmaz çocuk görüntüsüyle birleştirip özgür kadının sembolü oldu. Hepburn, 1950’li yıllarda kadınların idolü haline geldi ve moda tarihine geçti. Dünyanın gelmiş geçmiş en zarif giyinen kadınlarından biriydi.

1960 Hippi tarzı, mini etekler

Amerika Başkanı’nın eşi Jackie Kennedy’nin “first lady stili” tarihe kazındı. Moda ilk kez elit kesimin hâkimiyetinden çıktı.

Mary Quant tarafından tasarlanan mini etek “sokak tarzı” olarak hayatımıza girdi.

Jackie Kennedy sayesinde French manikür ve peçeli şapkalar moda oldu.

Hippi gençliğin etkisiyle “hippie look’’ bu dönemin moda akımı oldu: Üst üste takılan kolyeler, bol paçalar, saç bantları, batik ve şal desenleri, jean pantolonlar, çiçek desenleri…

Hippi tarzın tersine, vücut kıvrımlarını öne çıkaran elegan tarz da modaydı.

Maksi ve mini etek boyu modanın yeni konseptleriydi. Maksi pantolonlar mini eteklerle birleşti ve yeni bir tarz ortaya çıktı.

60’ların belirgin özelliklerinden biri de “canlı” elbiselerdi. Puanlı ve çizgili baskılardan oluşan bu giysiler pop-art stilinden ilham alıyordu. Yves Saint Laurent, “trapez line’’ adındaki, göğüsten aşağı bollaşan elbiseleri modaya kazandırdı.

Unisex tarz, 60’larda kendini iyice hissettirdi.

Pançolar, mokasenler, uzun madalyon kolyeler, küt burunlu botlar, zincir kemerler, puantiye desenler dönemin trendleriydi.

Hanım hanımcık tarz, 60’ların en önemli moda akımıydı. Yumurta topuklar, zarif kıyafetleri tamamlıyordu.

1970 Kısa şort, İspanyol paça, disko tarzı

70’ler, moda tarihinin en parlak ve çarpıcı dönemlerinden biriydi. Punk, disko, yuppie tarzları o dönemin devrim niteliğinde moda akımlarıydı.

O yılların trendi iddialı, genç ve modern çizgilerdi: Kısacık dar şortlar, apartman topuklu ayakkabılar, kolsuz atletler, kısa üstler, boyundan bağlı maxi elbiseler, uzun soket çoraplar, desenli pantolonlar, ince kemerler, İspanyol paçalı pantolonlar, yumurta topuklu botlar…

Elbiselerde akıcı kesimler ve biçimsiz çizgiler öne çıktı. 1970’lerin sonlarına doğru disko tarzı parladı. Parlak taytlar ve elbiseler, saç bantları, rengârenk spor ayakkabıları, göz alıcı kıyafetler disko tarzını yansıtıyordu.

Punk grupları modaya da yön vermeye başladı. Yırtık jean’ler, tişörtler, iddialı kısa saçlar, deri ceketler punk tarzının simgeleriydi.

Bol paçalı pantolonlar, yüksek belli kesimler bu dönemin trendleri arasındaydı.

1980 Pilot gözlüğü, vatka, Madonna

Markalar bu dönemde büyük önem kazandı, Ralph Lauren ve Calvin Klein önde gelen isimlerdi.

Flashdance filmi, sweatshirt’ün moda olmasını sağladı. Aerobik, egzersiz ve dans içerikli televizyon dizileri ve filmler, modayı da etkiledi. Tozluk gibi, profesyonel dansçıların giysileri sokağa indi.

Michael Jackson’ın rekorlar kıran albümü Thriller, modaya ilham verdi. Kırmızı-siyah deri pantolon ve ceket, eldiven, güneş gözlüğü ve büklüm büklüm saçlarla Michael Jackson taklidi gençler ortalığı sardı.

80’lerin sonuna doğru, II. Dünya Savaşı’nda pilotların giydiğine benzeyen kahverengi havacı ceketleri ve havacı tarzı güneş gözlükleri yeniden moda oldu.

Madonna, müziği ve giyim tarzı ile 80’lerde tüm dünyaya örnek oldu. Genç kadınlar onun “sokak çocuğu” stilini taklit etti: Tozluk üzerine kısa etek, gerdanlıklar, plastik bilezikler, balık ağı eldivenler, saç bantları, dipleri koyu uçları açık renk dağınık saçlar, dantel kurdeleler….

Kısa, dar, likra ve deri mini etekler, boru şeklinde elbiseler, bolero tarzı ceketlerle beraber giyildi.

Siyah o dönemin moda rengiydi. G Dış giyimde kullanılan iç çamaşırları trendiydi. G Converse ve Air Jordan basketbol ayakkabıları 80’lerde moda oldu. G Asitle yıkanmış kotlar, deri ceketler yine o dönemin modasıydı.

1990 Likralı tayt, jean, siyah

1990’lar modası deyince jean ve tişörtler, kısacısı rahatlık ve cool tarzlar akla gelir.

90’larda moda trendleri birbiri ardına rüzgâr gibi geçti gitti. Önce grunge akımı (salaşlık), sonra minimalist şıklık moda oldu. 2000 yılına doğru ise abartılı teatral görünüm ile minimalizm kapıştı.

Amerikan modası 90’ların baskın akımlarından biriydi. Floresan ve neon tonlarındaki kıyafetler 80’leri aratmadı. Mavi, yeşil, turuncu, pembe renkler kıyafetlerde ve aksesuvarlarda göze çarpıyordu.

Likralı taytlar, daracık deri etekler, mini elbiseler, payetli ve dantelli kokteyl elbiseleri 90’ların vazgeçilmez parçalarıydı.

Kolej modası özellikle gençler arasında yaygındı. Pilili etekler, uzun soket çoraplarla tamamlanıyordu.

Jean, sadece günlük spor giysi olmaktan çıkıp gece de giyilen şık bir kıyafet olarak kabul gördü.

Siyah ve koyu renkler, 90’ların sonuna doğru çok popüler oldu. Baştan aşağıya siyah giyinmek isyankâr gençliği simgeliyordu.

İyi giyinen erkeğin 10 sırrı

İyi giyinen erkek, detayları kaçırmaz, moda kurbanı olmadan kendi giyim tarzına uygun hareket eder. İşte iyi giyinen erkeğin 10 sırrı…

Brogue ayakkabılar

Brogue yani Oxford tarzı kösele tabanlı, bağcıklı, klasik erkek ayakkabıları erkeklerin vazgeçilmez aksesuvarlarından. İyi giyinen her erkek, şık takım elbisesini Brogue ayakkabılarıyla tamamlar.

Vücut tipine uygun pantolonlar

Giyinmeyi bilen beyler, trendler ne olursa olsun, daima vücut tiplerine uygun kesimli pantolonları tercih eder ve bundan şaşmaz.

Terzi dokunuşu

Gardırobunuzda ne kadar çok lüks, kaliteli ve pahalı parça olursa olsun, bunlar size ve vücudunuza yakışmıyorsa, bedeninize oturmuyorsa onlar için yaptığınız harcama boşa gidiyor demektir… İyi giyinen bir erkek terzisini sık sık ziyaret eder ve aldığı parçaları kendi vücuduna göre ufak tefek ayarlamalarla düzelttirir. Özel dikim kıyafetler ise yine giyinmesini bilen beylerin küçük sırlarındandır.

Vazgeçilmez aksesuvar saat

Erkeklerin en klas aksesuvarlarından olan saatler; zevkli ve ilgili beylerin en şık göstergesidir. İyi giyinmeyi bilen her erkek, kaliteli bir saatin dilinden çok iyi anlar ve tarzına uygun seçim yapar.

Renk uyumu

Zıt renkler ve kontrastlar yeni trendlerle karşımıza çıksa da iyi giyinen erkekler bu riske girmek istemez, çünkü yanlış bir renk koordinesi görünümlerini mahvedebilir. Bu yüzden iyi giyinen erkekler, belli başlı klasik renklerin birbirine uyumlu tonlarından şaşmaz.

Şık kol düğmeleri

“Gömleği gösteren kol düğmesidir” deyimini bilen erkekler, kol düğmelerine bir mücevher edasıyla yaklaşır. Bir erkeğin en önemli mücevheri, şıklık anahtarı da kol düğmesidir zaten.

Vintage parçalar

Çok az erkek vintage parçalarla ilgilenir. Aslında vintage modasının yükselişte olduğu bu dönemde iyi giyinen beyler de vintage parçalara duyarsız kalamıyor. Özellikle aksesuvarlarda vintage parçalar tercih eden beyler, şapka ve saatlere ayrı bir ilgi gösteriyor.

Gömleksiz asla

Gömleği olmayan bir erkek düşünülemez tamam ama kaliteli gömleği olmayan iyi giyinen bir erkek de düşünülemez. Beyaz, renkli, slim fit ya da bol fark etmez kumaşı kaliteli olan bir gömlek şıklığın simgesidir. İyi giyinen erkekler hangi gömleğe yatırım yapacaklarını da çok iyi bilirler.

Takım elbiseler

“İyi giyinen erkek” deyince akla önce takım elbiseler gelir. Takım elbiseler ve smokinler, özellikle iyi giyinmesini bilen erkeklerin baştacıdır. Takım elbisenin duruşu, rengi, kesimi kısacası her şeyiyle yakından ilgilenirler,

Kusursuz tamamlayıcı ceket

Gömleğin tamamlayıcısı, takım elbisenin vazgeçilmez parçası, blazer ceketler; iyi giyinen erkeklerin en kuvvetli silahıdır.

DETAY ÖNEMLİ

Erkekler için şık bir görünüm, klasik ve vazgeçilmez parçaların kusursuz kombinleriyle ortaya çıkıyor. Bazıları bunu becerirken kimileri maalesef başarısız oluyor.

Erkekler az konuşan kadınlar sosyal eş istiyor

Yoğun iş temposunda çalıştıkları için sosyalleşmeye zamanı olmayanlar evlenebilmek için internetten medet umuyor; evlilikmerkezi.com da sanal âlemdeki tanışma adreslerinden biri. Ama bir farkı var: Akıllı eşleştirme yapıyor…

Evlilikmerkezi.com 2009 yılının haziran ayından beri hizmet veriyor ve üye sayısı şimdiden 500 bini geçmiş durumda. Sitenin direktörü Ebru Selvi  şehirli bekârları anlattı.

Sizin çöpçatan sitelerinden farkınız ne?

Bilimsel uzmanlığa dayanarak kurulmuş ilk ve tek evlilik sitesiyiz. Milyonlarca aday sunmak yerine, kişilik analizi yapıp uyumlu adayları bir araya getiriyoruz. Yapmanız gereken, üyelik aşamasında uzmanlar tarafından hazırlanmış sorulara yanıt vermek. Sonra Akıllı Eşleştirme Sistemi’nin size en uygun eş adaylarını sunmasını bekliyorsunuz. Uzman psikologdan online ilişki danışmanlığı hizmeti de alabiliyorsunuz.

Akıllı Eşleştirme Sistemi ne demek?

Kişilik özellikleri, aile yapısı, sosyal yaşantı ve beklentileri inceleyip, bu kriterlere uymayan adayların elenmesi ve uygun olanların seçilmesi üzerine kurulu bir sistem. Araştırmalar bizi şu sonuca götürdü: Sağlıklı evlilikte önemli faktörlerin başında kişilik uyumu geliyor.

Görüntü ne kadar etkili?

Yakışıklı bir adamla çirkin bir kadının sizin sayenizde mutlu ilişki yaşadığına şahit oldunuz mu? Ya da tersi… Size çirkin gelen, başkasına çok güzel görünebilir. Kimse çirkin bulduğu biriyle evlenmez. Kadın üyelerin yüzde 40’ı, erkeğin eğitim seviyesinin görüntüden daha önemli olduğunu düşünüyor; yüzde 38’i ilk görüşmede eş adayının bakımlı olmasına dikkat ediyor.

Adayların fotoğrafları sitede görünüyor mu?

Fotoğrafınız sadece Akıllı Eşleştirme Sistemi’nin size sunduğu adaylara gösteriliyor.

Erkekler nasıl kadın istiyor, kadınlar nasıl erkek istiyor?

Türk kadını tertipli ve mantıklı düşünen erkeği güvenilir buluyor. Kadınların yüzde 34’ü, erkeğin ev yatırımı yapmasını, kendisine yüzük almasından daha önemli bir evlilik işareti olarak yorumluyor. Kadınlar içine kapanık erkeği tercih etmezken, erkekler çekingen ve çok konuşmayan eş istiyor.

Dul kadınların tercihleriyle ilgili bir veri var mı?

18-65 yaş arası boşanmış kadınların tercihi boşanmış erkekler. Hiç evlenmemiş kadınların yüzde 87’si ve dulların yüzde 85’i “bağlanan” eş istiyor.

EN BÜYÜK KORKU ALDATILMAK

Evlilikmerkezi.com’un danışmanı, evlilik terapisti Mine Eren, siteye üye olanların profilini ve eş seçerken nelere dikkat etmek gerektiğini anlattı.

Site üyelerinin psikolojilerinde, hayata bakışlarında benzerlik var mı?

Hayatlarında bir düzen oluşturmuş kişiler, ne istediklerini biliyorlar. Çoğu titiz, düzenli, kuralcı, istikrarlı. Risk almayı sevmiyorlar. Erkekler düzenli kadınları, kadınlar “bağlanan” ve kıskanan erkekleri tercih ediyor. Her iki cins de bağımsız kişilik özellikleri olanları tercih etmiyor. Uzun yıllar bekâr yaşamış ve bu konforunu bozmak istemeyen, bağlanmaktan korkan bir kesim var. Evlilikle ilgili en büyük korku; terk edilme ve aldatılma korkusu.

Eş seçerken nelere dikkat etmeli?

Evlilikte neşe ve romantizm şart. Çocukluk ve ergenlik bilinç evrelerini tamamlayıp yetişkin bilinç evresine geçmiş olmak da önemli, ilişkide problemler bundan çıkıyor genelde. Diğer önemli konu rollerin değişmesi; kadınlar erkek gibi, erkekler de kadın gibi oldu, ilişkinin doğası bozuldu. Evlilikte özgüveni yüksek, kendine inanan, iyi iletişim kurabilen, bireysel farklılıklara saygılı, paylaşmayı bilen, birine bağlanma ve kaybetme korkusu taşımayan kişiler tercih edilmeli.

İlk buluşmada ne yapmalı?

Yalnızca karşılarındaki kişiyi anlamaya, tanımaya çalışsınlar. Doğal olsunlar. Eski ilişkilerini şimdilik anlatmasınlar. Özenli giyinsinler, bakımlı olsunlar. Hoş, eğlenceli konulardan konuşsunlar. En büyük korku aldatılmak

560 bin üyemiz var, en çok da finans ve sağlık sektöründen…

Kaç üyeniz var?

560 bin. 156 çift evlendi.

Üyelerinizin profili nasıl?

Yüzde 93’ü çalışan kesimden. En çok finans ve sağlık sektöründen. Kadınlar 24-55, erkekler 32-65 yaş grubunda. Yüzde 56’sı gelirinin 3 bin 500 TL’nin üzerinde olduğunu belirtiyor. İstanbul, sonra Kocaeli ve Bursa’dan yoğun talep var.

Dünyada her yıl kaç kişi bu tip siteler üzerinden evleniyor?

Yaklaşık 1 milyon kişi. ABD, İsviçre, AB ülkeleri, Çin, Hindistan ve İran’da bu siteler çok popüler.

Size nasıl ulaşıyorlar?

Genellikle eş bulmuş üyelerimiz tanıdıklarına tavsiye ediyorlar.

Soğukta yaşayanlar daha zeki oluyorlar

ABD’de yapılan araştırmaya göre; soğuk yerlerde oturanların IQ’ları sıcak yerlerde oturanlara göre daha yüksek. Beynin soğuk sevdiğini gösteren araştırma, ABD’nin 48 eyaletinde yapıldı. Üçüncü sınıf ile son sınıf öğrencileri üzerinde yürütülen çalışma, soğukta insan beyninin performansının daha arttığını gösterdi. Missori Üniversitesi’nin araştırması Psychological Raports adlı tıbbi dergide de yayımlandı. Araştırmacılar önce yıllık ortalama sıcaklıkları ölçtü, sonra öğrencilerin IQ’larını karşılaştırdı. Dereceler düştükçe IQ’ların yükseldiği ortaya çıktı. 2006’da 120 ülkeyi kapsayan araştırmada da benzer sonuçlar çıkmıştı. İsveç ve Norveç gibi soğuk ülkelerdeki halkın beyin kapasitelerinin daha yüksek olduğu vurgulanmıştı.

DERS İÇİN İDEAL SICAKLIK 22
Türkiye’de de uzmanlar beynin soğukta çok daha iyi çalıştığı yönünde fikir birliği yapıyor.

“Beyindeki nöronların da daha iyi çalışması için soğuğa ihtiyacı vardır” diyen Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, sözlerine şöyle devam etti:
“Dolayısıyla soğuk iklimler, orada yaşayanlara beyinlerinin alışması için daha ideal bir ortam hazırlar. Hatta öğrencilerin çalıştıkları oda ısısını 22 derecenin üstünde bir sıcaklığa çıkarmamaları optimum öğrenme yeteneği için çok önemlidir. Dolayısıyla, sıcak mevsimlerde özel soğutma tertibatları ile soğutulmuş oda ve sınıflar, beyin performansı açısından ideal ortamlardır.”

ÇOCUKLARDA ETKİLİ
Şenay Yılmaz (Çocuk Gelişim Uzmanı): Vücudun soğuk havaya alışması çocukların algılarını geliştirir. Çocuğun, bebekliğinden itibaren sıcak bir ortamdan soğuk bir ortama geçişi esnasında problem çözme becerisi artar. Bunu erken çağlarda fark eden çocukta ilişkilendirme, problem çözme becerisi gelişir. Bu da dolaylı olarak IQ’yu etkileyeceği için ileride daha zeki birisi olmasını destekler. Bu bağlamda, çocuğun zekâsını olumlu etkiler diyebilirim.

DEPRESYON ARTAR
Doç. Dr. Serdar Dağ (Nörolog): Sıcak ortamlarda öğrenme azalır. Depresyon eğilimi artar. Sıcak ortamda dopamin (vücutta doğal olarak üretilen bir kimyasal) artar, dikkat dağılır. Bu sebeple, soğuk yerler, öğrenmek için çok daha uygun yerlerdir.